Anasayfa | Şiir Kitapları | Yeni Şiirler | İletişim
|
BİRAZ BİRAZçok şey yapmadım aslında
|
yönümü düşsem geceye bir selamın belirir
bir gülüşün, ve yağmur yağar
toprak kokusuna karışır hasretin
bu iklime uzak bakışlar
birikir göç yoluna düşer
yönümü düşsem geceye bir selamın belirir
bir gülüşün, ve yağmur yağar
tüm aşkların faili olurum
tufanlara varır elim
bundan öte küfürdür beni ayakta tutan
yönümü düşsem geceye bir selamın belirir
bir gülüşün, ve yağmur yağar
acılar gelir uzak fasıllardan
kadehlerin esmerliği düşer elime
adımlarım meyhane bileti
I
Mevsimlerin içinden geçtim
Kendimden geçtim
Billur gecelerden
kasım gecelerine geçtim
ne aydı hüsranıma sebep
ne de yalnızlığım
II
bırak dökülsün geceye
yağmur ve de düşler
ne de olsa hüsrandayız
ve
ilmikler ardında nefesimiz
hazan hasretler de biz
sadece biz!
Hiç bilmediğimiz…
III
yırtmalıyız ak sayfaları
geceyle birlikte
ve ölümü beklemeliyiz
gecenin kara perçeminde
yokluğa dair
bir şeyler yazmalıyız
sonra mısralara savaş açmalıyız
böyle gecelerde
bir yanımda sen
bir yanımda öfke
IV
bir şeyler durulmalı hayatımızda
ve bir şeyler körüklenmeli
yalnızlık kadar büyük
umut kadar küçük bir yanımız olmalı
ellerimizle hüzün taşıyalım
yüreğimizde biriksin sırlar
gecenin sabrında
gömelim aşkı
ve küfürle karışalım kalabalıklara
Muamma kabzasında yığıldım yasama
Gökyüzü koca bir gülüştür dedim
Yıllar yılı uyanmama sebep
Sevgilinin saçından isledim umudu
Dudağından ulaştım kavgaya
Kabzasında muamma bir yasam
Ne yolum uzundu türkülerle
Ne ardımda bıraktığım ince
Toz bulutlarında sesin maviydi
Gözünden uçsuz denizlere
Bir yasam, muamma ve kabza
Tualde yoğrulmuş bir resimim
İkindiyi bıçak sesiyle yardi damarlarım
Uzak geleceklere dondum
Gökyüzü koca bir gülüştür demesine dedim
Kabza
Elim alışıktır günahlara
Yıldız tozları içinde
Cam kırıkları
Dağıtıyorum çocuklara
Muamma
Sözün sunağında açılıverir
Binlerce gül
Ben mora tutunurum
Çürümüş bedene yakın durur
Yasam
Burada artık beceremiyorum
Değme bir fahişe şimdi odamda
Dudağımda ruj lekeleri
Sürülürüm gecenin dağınık teninde
Elimde dalgın bir sigara
Şiirin dilini ısırırım
Kırgınım
Kalbim gümüş bir hokka
Kuşlar hangi göğü uçacaklar
Maviliğinde zulüm taşıyan
Kanatların deniz kokusuyla
Aşk büyük bir oyundur
Mesela gök yüzünü çalmaktır kuşlardan
Mesela gözlerinin mavisini
Aşk büyük bir oyundur
Uykunu kaçıran kelimeleri aramaktır
Mesela dilinin ucunda
Aşk büyük bir oyundur
Mesela dudağını değdirmektir güneşe
Mesela seni öpüyorum
Aşk büyük bir oyundur
Mesela ellerim cebimde
Mesela denizi buluyorum
Aşk büyük bir oyundur
Mesela bir cinayet işliyorum
Mesela seni seviyorum
gelirsin
ince bir zaman yeli saclarında
ırmaklar toplar avuçlarım
bedenimde nal izleri
bir ağaçtan kopar gibi bir yaprak
bir duvardan düşer gibi bir çakıl
gözümde söğütlerle uzanan hüzün
uzanan sarı
yeşili içmek dudak uçlarından
nerden geldiğini bilmezdim
sokak başında çocuklar asılırdı gülümsemene
anlardım
sabahın bir bankında iki simit
gelip bulurdu bizi
gidişlerin var mıydı sen mi getirirdin
ölmek gibi bir şeydi
gözlerinle örterdin bedenimi
son gelişinde
çaylar garsonda kalmıştı
göğsümde kabaran bir dünya var
göğsümde bilemediğim yalnızlıklar
bir mevsim
bir hayın tellal
bir yabancı karanlık
göğsümde bir yerlerde
her gün
tuza batan bir sancı var
bir çocuk yüzü var
korkunun eşiğine düşmüş bakışları
göğsümde yazı harmanlayan eller
kırgın sabırlar
göğsümde bir bulut var
düşlerden silinen izler
silinen gurur
göğsümde
bir mevsim
bir hayın tellal
bir yabancı karanlık
göğsümde bir yerlerde
her gün
gözüne düşen bir kayıt var
Kapa gözlerini tükensin istemiyorum
İlk şiir sevdam,
İlk merhamet arayışlarım
İlk soluksuzluğumla taşsın nehirler, ırmaklar
Bir yıldız düşsün
Gözlerinden bir yıldız
İlk telaşımın üstüne
Bir sarışınlık
İlk sevda kültüme düşsün saçlarından
Gözlerinden denizlere akayım mavi
Yağmur çiselesin kalemimde
On dokuzundaydın sevdim seni
Yirmide daha çok
Kapa gözlerini tükensin istemiyorum
İlk şiir sevdam
İlk çıplaklığım
Gözlerine ilk açılmamla
Kirpiklerinde kalsın dudaklarım
Ve korkmasını öğrenmeliyim
Gözlerinin sığlığında boğulmaktan
Kapa gözlerini tükensin istemiyorum
İlk şiir sevdam
ilk özgürlüğüm
Biliyor musun
En güzel yerinde bitirdin geceyi
Umutta
Bir sırrın yoğun ifadesinde
Oysaki sevmek
-acıların en güzeli-
bağışlamaktır
ve ben seni seviyorum
biliyor musun
en güzel yerinde başladın geceye
sevmekte
sitemsiz bir katlanmanın tesellisinde
oysaki acı
-sevginin en güzeli-
kuvvettir
şimdi seni daha çok seviyorum
Bir türkü söyleyeyim dedim, beceremedim
Bir dua okuyayım dedim
İsa gülüyordu çarmıhta vazgeçtim
Yorgun düşmüştüm ikileminde aşkın
Yüreğine uzanamadım
Şairlere merhaba dedim
Bir akşam sefası düşmüş dizelerine
Bir mevsim uçtu gülüşümden
Resim gibi su gibi
Tutabildiğim ölümdü gözlerinden düşen
Ve sesinden şefkat
Yürüdüğümüz kaldırımlar boyunca topladım
yağmur yağsa da diyorum
şiddeti kırılsa şu lodosun
sırılsıklam kalsa gece
şiirlerle dağılmış saçlarında
korkularımı soyunsam
bakışındaki fısıltıları
onurun sığınağına çevirsem
hançer olmasa da gökyüzü
yağmur yağsa diyorum
yağmur yağsa diyorum
hayat diyorum
eksilsek bir yanımızla
zamanın bir yerinde
bir yanımızla deniz olsak
toprak olsak eşelensek
uçurumlar da olsa başucumuzda
sözcüklerin gazap saatlerinde
yağmur yağsa diyorum
hayat diyorum
SEN, sem, sam
Bu şehirde yazın dilinde
Tekil şahıslardık kaldırımlara düşünce
Anlamlardan sapınca paragraf başı olduk
Dost sohbetlere parantez açtık
Belki katliamdı anlattığımız
Belki menziline giremediğimiz sevdalar
Ayartığımız şeytandı tırnak içine aldığımız günler
Özne-yüklem uygunluğu taşıyamadık adlarımıza
Ara sözlerle çoğaldı yalnızlığımız
Ve bizi bağlaçlarla bağladılar yaşama
Dağlar bir virgül oldu yarım soluk aldığımız
Deniz bizimle ünlemlenirdi gel-git duygularımızda
Artık eksiltili bir cümleyim zamanın bir yerinde
Sen ise belgisiz bir zamirsin "herkes" gibi
Koşuldur bu şehir düş-se düş-se
Gelecek zaman kipi düşecek gözlerime
Ve aşka
nokta koyduk
anlatacaklarımız bitince
Sevilecek bir kadın mıydı
Hep şiirlerde aradığım
Yoksa sevilen bir kadın mıydı
Bütün şiirler
Gülüşünde hançer
Ellerinde ölümün yiğitliği
Bir kadın bilirim
Şiir kokar
Eski anıların altından akıyor zaman
Gözlerinden geri çekiliyorum
Siyah saçlarından
Yağmurlu bir günde
Sobalı evinde sıcak gülüşlü
Bir kadın bilirim
Kaysı kokar
beni bırakıp gittin bu akşam
içimdeki kadın ürperdi
sokaklara küfürler
it leşleri
ve uzunca bir karanlık düşmüştü
içimdeki adam ürperdi
bir yalnızlıktır tutturmuşum
içimdeki dirim ürperdi
…………………..
beni bırakıp gittin bu akşam
suyun şavkından gider gibi
bir zeytinin kokusundan
bir elmanın yeşilinden
çekip gider gibi gittin
yalnızlık nedir ? düşünmezsin
dudaklarına değen rüzgar nerden eser?
Bilmezsin
Kararmasaydı gök
Sokaklar kararmasaydı
Yani sen gitmek için karanlığı seçmeseydin
ellerinle konuşacaktım
Ellerin göğsüme sığmaz
Bastıkça şu Bursa’nın lanet taşlarına
Kara kara karamsarlık
……………………………..
beni bırakıp gittin bu akşam,
kaldırımlar bilenmiş yalnızlığa
ne süzüm yaşlar fayda eder
ne de ağız dolusu küfür
ben suskun katliamların
suskun sürgünlerin eşiğine dayandım
üstüme çekilmemiş bir gök
ayaklarımda o çaplı sağır
bir soğukluğu var şu yalnızlığın
her bırakışın gibi bu da
soğuk soğuk çok soğuk
bir leş gibiyim
………………………
beni bırakıp gittin bu akşam
bela kesildi başıma yalnızlık
oysa ki
ne yarınlar iliştirdik künyemize
ne dünyalar kucakladık
şimdi kucak dolusu ölüm
şimdi gözlerinin sultasında
şimdi sen giderken o dur gelen
gölgelenmiş yalnızlıklar
apansız acılar
ve gece
çıkarır yılların esaretini
yüzünü çizerim
azalır küfür
kelemimde
bir itim boyun bağı
kalemimde
seni çağıran bir ben
kalemimde
binlerce kez
kenarın dilberi
pelte gibi olan yüreğime
gölge olmak
senin harcın değil
uzat ellerini
gölde kuğu sansın balıklar
yol erkan
sabun köpüğü gibi
pir ol
ellerline doğsun güneş
Bir düzen efkarında kalmışım
Gözlerin yağmur çizer düşlerime
Öyle bakma ne olur
Öyle yağmur sonrası
Kirpiklerinden bulutlar sarkıttım
Bir düzen efkarında kalmışım
Gülüşün her sevincimin buruk yansıması
Her üzüntümün demli baharı
Öyle gülme ne olur
Öyle kuş sürüleri ile
Dudaklarından denizler damıttım
Bir düzen efkarında kalmışım
Sen gidince artar acılarım
Sabrımda seyir sancıları
Öyle gitme ne olur
Öyle suyu toplar gibi bir nehir
Nefesinden yaşamlar biledim
Ellerin yoksa ellerimi vereyim
Kız gibi nasırlarım var
Daha on dörtünde..
Saçların yoksa saçlarımı vereyim..
Yağlı urgan gibidir
Devrildi devrilecek bir yiğittir hapishane avlularında
Gözlerin yoksa gözlerimi vereyim
Bir kestane gibidir gözlerim
Hangi ormana baksam ağlamaklı olur nedense…
Boynun yoksa boynumu vereyim
Benekli bir ceylana benzer
Sarıldıkça sevgi dolu kollar..
Ağzın yoksa ağzımı vereyim..
Kör bir kuyu değil ağzım
Ana avrat küfür zamanlarında..
Dilin yoksa dilimi vereyim
El ayak çekildikten sonra
Bir gül gibi açıverir yalnızlıklarına
Ayakların yoksa ayaklarımı vereyim
Uzun bir yolculukta düşersen eğer
Bilirim ki vatan düşmüş.. son kale
Canımı iste canımı vereyim…
Büyük bir yangındır beni sarmalayan
İçinde epey aşk, epey kadın, epey kimlik, epey....
Kapıdan çıkıp giden kıza bakıyorum
Penceremde sis yok..kızı görüyorum
Köpük gibi memeleri var
Değdikçe rüzgara kabaran
Buğu yok adını kazıyayım camlara
Kız derken geri dönüyor..
Memeleri daha da beyaz
Belli ki erken olgunlaşmış
Erken koparılmış bir elma gibi..
Hala bir kekrelik var adımlarında..
Omzunda henüz patlamamış
Bir gül duruşu…
Tutuşmamış bir meşale şavkı
Üçüncü adımdan sonra da ne yapacağını bilmiyor…
Elini cebine koyuyor kapının tam önünde…
Bir çilingir marifeti parmaklarında..
Ben cama daha da sokuluyorum…
Bir imbat gibi sokuluyorum
Senden uzakta öleceğimi biliyorum
Denizi taşımışlar vapurlarla
Ben görmedim, söylediler
Martılardan işitmiş onlar da
Ben “çığlıktır” dedim
İnandılar
Ve başladılar benimle yürümeye
Birer dalga aldım adımlarına
Her adımda ıslandılar
Sapınca gözlerimden içki
Bir deniz türküsüne tutundular
“deniz dalgalı deniz”
Islığımı bir sis fişeği gibi çaktım
Orman ekmişler baltalarla
Ben görmedim söylediler.
Topraktan işitmiş onlar da
Ben “ açlıktır” dedim
İnandılar.
Ve başladılar benimle yürümeye
Birer taş koydum adımlarına
Her adımda sendelediler
Vurunca gözlerimden içki
Bir ırgat türküsüne tutundular
“karnın kazdım kazma ilen”
Sesimi bir tohum gibi serptim
Göğü getirmişler evlerinden
Ben görmedim, söylediler
Yıldızlardan işitmiş onlar da
Ben “ yalnızlıktır” dedim
İnandılar
Ve başladılar benle yürüme
Seni taktım kulaklarına
Yol boyunca devrildiler
Kalktılar
Vurunca göğsümden içeri hasret
Bir sevda türküsüne tutundular
“yarim gelmiş uzun yoldan
yanağında güller al güller
saçında güller al güller”
Bedenimi bir dal gibi yaktım
Kavlanmış bir göğün altına
Hizalanmış kuş sürüleri
Bir gümüş parıltı sıra sıra
Beyaz giymiş bulutlar arasında
Sen daha kadın oluyorsun..
İlerledikçe saatler
İçimiz daha da ısınıyor
Daha alışıyoruz hayata
Göğe ağır bir bakış
Memene takılıyor ayın bir ucu
Yıldızlar değirmen göğsü
Yıldızlar çakıl gibi biler usu
Suyun en hızlı şavkı
Binlerce on binlerce sözcüğün yanında
Kollarımıza takılı bütün tramvaylar
Her semtini belleğimize kazıyoruz
Diploma sıcaklığı
Çay yumuşaklığı
Yollardan önce gürültüm geçiyor
Sonra görüntüm
En sona biraz ben
Daha da adam oluyorum
Daha bir şeye benziyorum
Bir şeylere benzetiliyorum
Gülüyorum
1
Güvercinleri istanbul gibi sevdim
Buğday taneleri gibi
Darı buğusu gibi
Cami şadırvanında kanatlarımı ıslatır gibi
Mermere oturur gibi bir yunan tanrısı
Mağrur
Bir saçağa takılı ellerim gibi
Tüneyip bir adam gibi bir dala
Dağılıp kalan bir akşamüstü gibi
Güvercinleri sevdim
Sen onları sevdiğin için sevdim.
Seni sevdim.
Güvercinler uçtular...
Gökleri sevdim
Gök gibi uzayıp giden bakışını
Gök gibi gürleyen saçlarını
Gök gibi üzerime gelen seni
Ben güvercinleri sen gibi sevdim..
Keşke biraz daha çirkin olsalardı.
2
Güvercinli bir çalgı çalıyorum
Tuttuğum bütün notalara
Nasırlarımla
Düşüp düşüp doğruluyorum.
Güvercinli bir şarkı söyliyorum
Sesim çarpıyor kanatlarına
Hava boşluğuna boğuluyorum
Tam yere çakılacakken
Şarkıyı en orta yerinden kesiyorum
Güvercinli bir söz arıyorum
Gözlerimin kovuğuna tünesin
3
Usumda bir şiir hokkası
Tükürük ince salgı
Göz mayası
Değirmi bir hazirana dönerim
İçimde bu kuş, bu güvercin belası
Kuşların olmadığı bir saatte
Varırsın bir şehre
Ellerin göğsüne sığmayacak kadar büyüktür şimdi
Acıların büyük gözlerinde bir manga
Göksüz silah ters düşmüş göğsüne
O küçük şehirlerden alıp geldiğin
O dev yalnızlıklar şimdi
Şimdi küçülmüştür bu yeni
Bu gülüşüne acemilik gibi değen şehirde
Sen aynı yağmurun adamısın
Aynı toprağın
Aynı kokunun
Bir içkinin arkasından bakarsın
Bir kitabın bir kadının
Soğuyan bir güneştir şimdi gözlerin
İçlerinde çukur
İçlerinde o titrek teller
Her gün bir kuşun gelip konduğu
Aynı adamın omzusun
Aynı kadının
Aynı hayatın
Geç ölüler vardır geç güvercinler
Kırılmış her dalın ucunda
Buna rağmen bu gece rüzgar
Hızla itiyor penceremden bir ağacı
Boynu çıplak bir kadın gibi..
Konuşmak istemiyorum
Konuşsam diyorum
Aralasam şu demirin tozunu
Hani parmaklarıma bir sızı düşünceye kadar
Kazısam diyorum kazısam.
Tırnaklarımı kaç gündür biliyorum
Kanımda dolaşan o demir..
O a RH +
Gittikçe müziğe dönüştü
Karanlıkta damarlarımın sesi
Konuşur gibiyim..
Doğduğum yerler ve kuşlara
Uzunca uzunca bakıyorum
Duvardaki şu Gorgon’a
Nasılda kımıldıyor..
İçinde ne çok canlı..
Birazdan gün ağaracak
Konuşmadım ki
Gece boyunca dönerdi bakışların
Yalnızlığımın kalabalıklığında
Ve susmak tercihsizliğimizdi
Nerden geldi? Nasıl geldi?
Hep aralıktı cevaplar
Kış dalar
Kış dalar da
Avunurdu yalanlar
Bir durak özür dilenir
Gölgesinde tarihin
Ve “mutlak” tercihsizliğimizdi
Nerden geldi? Nasıl geldi?
Hep kadehteydi ırmaklar
Kin dalar
Kin dalar da
Kirlenirdi bardaklar
Koku adındaydı
Korku kıvamında
Tercihsizlik tercihimizdi
Nerden nasıl? Nasıl geldi?
Hep yüreğimdeydi fırtınalar
Kav dalar
Kav dalar da
Harlanırdı sevdalar
( I )
akşamdı
asılsız bir zaman
ve hasretine seyirdeyim
tüm çıkmazları
mayısa bırakmışım
güzelliğine esen
akşamdı
asılsız bir zaman
ve hasretine seyirdeyim
bağrımda
tutuşan bir Marmara
ellerin deniz değil miydi?
Akşamdı
Asılsız bir zaman
Ve hasretine seyirdeyim
Telaşlı adımların içindeyim
Dudaklarıma esiyor rüzgar
Sabaha daha yarım asır var
( II )
ellerimle göğü tarıyorum
penceremden mayıs girdi
küfürlerim bir hançer sıcaklığında
göğsümde ışıl ışıl
penceremden mayıs girdi
yüzünü gördüm
doğrulduk ve bölüştük antları
yüreğimize ufuk bileyen
o güneş
o her gün ter içinde duran
hayınsı korku
mayısın gözlerine baktım
seni gördüm
teninin ayrıntılarında
mayıs intihardır
hangi yeşermelerde durulur ölüm
penceremden mayıs girdi
yüzünü gördüm
ellerim deniz oldu
yüzünde gezdirdim
Güzelim
akşam bela kesilmiş başıma
Ve hudutlar çiziyor yüreğim
Güzelim
Bir günlük beylik te beyliktir
Gözlerine bakmam saltanatımdır
Güzelim
Makamında tanırılar satarım
Din iman izzet-i ikbal ile
Güzelim
Eksik var mı değiştirem
Ehli benim bu ne cehennem
Güzelim
Vaktinde geldiğin yok
Bari vaktinde git
akşamları
limanları yakarım yüreğimde
gökten yıldızlar düşer
bir ziyaret seyrinde
sesinin başak rengine
felekten bir düğme düşer
akşamları
yalnızlığım göz kırpar
ellerin sanırım
rüzgar çıkar
bir cinayet geçer dudaklarıma
akşamları
çıkarıp tüm anıları içimden
hüzün döşerim umutlara
bir çocuk yüzü kırılır
aynalara tutunan yanlarımda
akşamları
göğsümden denize akan mavi bir şiir
göğsümden bozkırlara çıkan yağız bir telaş
gençliğim geçer esmerliğinden
akşamları
bakışlarında kırk haramiler
akşamları
bakışlarında Ali Baba
“ AÇIL SUSAM AÇIL “
adın hasrettir aşamam
yollar aynı türkülerden geçer
ve bir şehir dağılır avuçlarıma
cebimde eski bir deniz
adın ufuktur kuşatamam
köpükler üstünde bir şiir teneffüsü
sevgiden yana bir seyre dalmışız
cebimde yıpranmış bir deniz
adın güldür yaşatamam
uzaklıktır içimdeki yelkenlerin varamadığı
geride birkaç kelime bir de kadın silueti
cebimde bekletilmiş bir deniz
sabrın vurulduğu anlarda
ölümcül çağlayanlar basar yüreğimi
bir eşkıya türküsü gibi
bütün bir ömrüm dağ sevdası
yalnızlığım………………………..
…………………..
güneşin kovulmadığı bir ülke
dağınık bulutlardan dönüşümüz akşama
nemli bir şafak
yalnızlığım………………………..
…………………………
yalnızlığım
gümüş renkli suların
ürperen çocuğun
söğüt dalının
kal denilmez kokusu
gizlemek için saçına
bir mevsim çalışım
yalnızlığım……………
yalnızlığım………………..
gecede
uzun bir yalnızlıktır gözlerine uzanan
usul sohbetlerin kalabalığında
gecede
öğütülür ölümler düşlerine uzanan
sana açılan kapı ağızlarında
gecede
sinem harlanır, tutuşur hasretin
tuz basarım vuslat dinmez
gecede
yoğrulur mavi karanlığın pençesinde
ardışık bir hüzündür zamansız basan
gecede
artık dönüşü yoktur bu göçlerin
saçlarına sığınırım duman duman
gecede
sözün kandilleri ışır yüzünde
ben hep aynı şeyleri söylerim
oy sevdiğim
sensizliğin içinden geçiyorum
her kelime terk edilmiş bir mekan
ve durmadan renk değiştiriyor zaman
oy sevdiğim
sensizliğin içinden geçiyorum
yıllar kanatıyor düşlerimi
içimde hep çocuk gülüşlerin
oy sevdiğim
sensizliğin içinden geçiyorum
yokluğun göğü içerletiyor
yağmurlarda hep senin adın
oy sevdiğim
sensizliğin içinden geçiyorum
dereler boyu, yollar, sıradağlar boyu
bir adım ötemde değil misin
oy sevdiğim
sensizliğin içinden geçiyorum
hani kuş olup uçsam derim
ağır bir şehirdir üstüme çöken
oy sevdiğim
adını fısıldayamadım kulağına
rüzgarda çığlığımı dinle
Ben sevdiğimde
Gözlerin yalnızlığa sürülen
Hüzün mühürleriydi
Eskimiş yazılar içinde
Ve ben sevdim
Ellerim kanadı gecenin içinde
Sustu akşam ilk iç çekişimle
Ben sevdiğimde
Çocuklar takılırdı bakışlarıma
Gülüşlerimde, kaydı tutulmayan bir yaşam
Ben sevdiğimde
şehre kar yağıyordu
cam altlarında yığılıyordu özlemler
düşen ilk çocuktu göz kapaklarım
Yeşil miydi?
Düşlerimden silinen anılar
Ben sevdiğimde
Alçalıp yükseldi içimde
Bir yerlerde
Bir deniz
Mavi miydi ben sevdiğimde
bulutlarda yürümesini öğrendim
gözlerin göğün mavisiyken
kaygılarım esmerken
tropikal yangınlardaydı yüreğim
saçlarına sarılar damlarken
hasattı, ellerim nasırlı
kızıllığına kuşlar göçerdi
sabır biçerdim ayrılığa
yeter ki bir sevmek gelsin
senin renginde mayalanırdım
en ıssız mahzenlerde
(1)
sözün sunağına vardım bir akşam üstü
içimde sevi ayinleri
ay ışığında bilenmiş
mevsimler değişirdi avlusunda gecekonduların
düşler devşirilirdi sevdaya
yolculuklar sevdaya
sözün sunağında bir akşam üstü
içimde yalnızlık ay ışığında bilenmiş
şiire ulanmış sayfalarda buldum seni
bir çiğ tanesi düşmeden toprağa
düşen yağmurda
gözlerimin kovuğunda buldum seni
içimde sevi fısıltıları ay ışığında bilenmiş
gökyüzü kocaman bir gülüştür
içinde binlerce kez boğulduğum
içimde sevi sözcükleri
içimde çayır gülleri...
adımı anımsamadan her sabah
(2)
kıyılmış şafaklara uzatıyorum alnımı
yorgunum
göz kapaklarımdan kervanlar geçiyor
üşümüş yanaklara değdiriyorum dudaklarımı
nisan düşüyor içime
göz bebeklerimden gamzeli kuşlar geçiyor
kelimelerle deşiyorum etimi
acemiyim
göz kovuklarımda tanrılar sevişiyor
umutla biledim yüreğimi
dönüşü yok bir göçteyim
bütün bedenimden bir deniz geçiyor
(3)
yürüyorum, sevdanın gergefinde yüzü solmuş bir çayır gülü
alıp iliştiriyorum yalnızlığıma
burgaçlarını sayıyorum adımlarımın, kayıp satırlar sathiye surelerinde
upuzun yatıyorum tanrıların sunağında
demir ranzalar kemiriyor ayaklarımı, dudağımda paslı bir sonbahar
ışıltısını içiyorum bıçakların
sevdaya bilenmiş sözcüklerde
vurgunu iniyor sabahların, döşümde harita yarıkları
ilk bilete oturuyorum uzun bir ehliyet şeridinde
yıldızları sayıyorum parmak uçlarımda
güneş gülünce gamzesi çıkan bir yıldızdır çocukluğumun
parmak uçlarım yanıyor ışıltısını içiyorum
sevdaya bilenmiş sözcüklerde
(4)
Kayıp surelerini buldum kalbimin
Gözlerim gözlerini taşıyor
Saclarının arasından dalıyorum kalabalıklara
dudaklarımda seni öpmenin tadı
çayır gülleri açmıyor temmuz sabahları
seni cam kırıklarında topluyorum
bedenim tunçtan ıslak reçineli
altmış duvarlı bir evde kendimi bıçaklıyorum
kanım dudakların kadar kırmızı
oturup kendi kanımı içiyorum
kayıp surelerini okudum kalbimin
zaman gamzene değmiş
ışıltısında duruyorsun zihnimin
kağıt kokan günlerdeyim
bu sahaflar sokağında kendimi öldürebilirim
küçücük odama bir gökyüzü çaldım
bana geldiğin plastik yollardan
ağusunda yürümemiştin mürekkebin
ve ıslığın bilenmemişti yağmura
toprağın karnında çanlar paslandı
miskin duruşunda toprağın
bir kült kanımı içiyor
yıldızları topluyorum bayt hesabıyla
kuzey akşamlarının soğuk zihninde
kalbini çaldılar çanların
her kelime sunaktı parmak uçlarımda
çocuklar emzirdi yalnızlığımı
oturduğumuz banklarda kuşlar yüzerdi
ağaçlar Bolero'yla çiftleşir
çanlar dövülürdü bedenimizde
maşası yok bu sevda sularının
ateşlenen damarlarımı yalıyorum
bu söğüt gölgelerinde
yaralarımı kuşanarak geldim
bir zangoç gözbebeğimde
geceye yıldız tozları savurdum
kelebek kanatları lepiska dudaklarım
anlam gövertti soluğundan içince
sevdaya bilenmiş sözcükler içimde
çanlar çalıyor çanlar çalıyor çanlar çan ça..........
gözlerinden hep aynı şarkı
aynı esmer hüzün dökülüyor mısralarıma
her geçen gün korkuyorum büyümekten
bir paylaşımın eşiğine durmaktan
karanlığa çekiliyorum
sana daha yakın duruyor düşlerim
gözlerinden hep aynı hasret
aynı yitik mevsim dalıyor yüreğime
kendime bir gök yüzü biçiyorum
yağmurlar topluyorum
bir sonbahar korutuyorum güncemde
kadehime sen diye sarılıyorum
ılık bir akşam üstüdür şimdi damarlarım
farkında mısın çığlıklarımda çoğaldın
gözlerinde yaşıyorum duldam
sabahın ince mavi yeli bir yaram var
adını senden alan
eğil ve öp gökyüzünü
kanatlarında deniz sesleriyle geçsin kuşlar
| © copyright Serhat Mirdasi (2004) | Tasarım FADO |