HAZİNE
Tarih: Ocak 22, 2008
Kategori: Yeni Şiirler | Yorum Yaz
(1)
Vakit yosun tutmuş kuyuydu gözlerinde
Saklayabildiğimce eğildiğim su gömütleri arasında
Kazınmış bir sarhoşluktu bileklerim
Cilası jiletlenmiş kanlardan geldik
Savaş zamanlarının yanık kuşlu sabahları
Yüzümüzde belirgin bir hazine
Döndük caddelerin günebakan dallarına
Benim ellerim senin gözlerin
Yürüdük
Küçük turuncu yazların
Hoş bulduk sıcaklarında
( 2 )
Yedi kilit duruyor şimdi sakallarım arasında
Sana kapanan yedi kilit
Yüzüm büsbütün pas
DERMEYAN
Tarih: Ocak 22, 2008
Kategori: Yeni Şiirler | 1 Yorum Var
Gençliğim yeşil bir yaprak üzerine düşmüş hilafsız bir gülüş
Ve kadınlar eşzamanlı bir dekor
Hızla çekilir deniz
Beyaz bir yumak bekler
Gözlerim öylesine bir halk
Daha
Dört baharda kanadım
Eşkinsiz adımlarımı taşımaz bu sokak
Yersiz sevişme zamanlarında.
Ağlamak için işte güzel bir yaz
Ağlamak için peşi sıra güz, kış, bahar
Haydut sözlerin iklimine yaslanmış büyük acılar
Durdurun hastalıklı bileklerimi
İkindi nazarında henüz yenildim
Akşamı terk etmiş kitaplarımı alıyorum
Koynumda hızla büyüyen adımlarımı
Zehir ucu bozulmuş kaç mızrakla geldi
Şimdi burada bekliyorum işte
Ağlamak için güzel bir yaz
Peşi sıra hayat, aşk ve özgürlük
Kimleri alıp geldim ki eski anılardan
Durmaksızın bu imler neden beynime kazınır neon bir çakışmada
Buzdağına saplarken paslı bıçaklarımı
Kırılgan bir kadehe henüz yaslandım
Bakma bu sıvının kesildiği yerde pıhtılaştığına
Ölüme iki kez yenildim
Kanım kırmızı bir zardır dermeyânda
ÖYLEYSE!
Tarih: Ocak 22, 2008
Kategori: Yeni Şiirler | Yorum Yaz
Yine arka sokaklarına döndüm kelimenin
Büyük atlaslar açılmış yol ortasına
Meridyenlerden bir kedi yumağı
Hayat öyleyse
Yaban otları solmuş kime ne
Bahçe değil bu yol boyu
Her mevsim telaşı en fazla olandır
Kırlangıç
Mücadele öyleyse
Aşk için abanmışız
Yanardağ ağızlarında uyu
Gölgeni kurut kitap aralarında
Gece olur her yerde
Denizde
Sen öyleyse
Şişeler ile kuşları vardı günlerimizin
Gençtik elimde koruğa dönerdi
Üstümüzdekileri çıkarmıştık
Bir yerde
Durduk
Ölüm öyleyse
HOŞ GELDİN!
Tarih: Ocak 22, 2008
Kategori: Yeni Şiirler | Yorum Yaz
.
Gözüme doğru haykırdı deniz, giysileri çıkmış bir akşamdı ve vapurlara doğru düşüyordu boynumdan, saat köstekleri koridor boyunca uzuyordu.
.
Parmaklarım arasına duvarlar örmeden önceydi
Bir şiir almıştım matbaadan
Yapraklarından
Denize kadar yürüdüm
.
Geldiğini işittim, örste dövülmüş bir yazı tavında sıcaktı ve vapurlara döşeniyordu içimden, bir nota uzunca sustu iki nefesim arasında
.
Sularken göğsümü bir gece yarısı
Yangından artma bir alev tası ile
Sesini işittim
Aralık uykularda.
II.
Bilincimi başını yasladığı dağlardan kaldırıp ıslak bir gecenin altına tutuyorum
Kabuk kıran tohum kanıyor dizimin göğe doğru uzayan yanlarında.
Gözlerim yere çakılan iki kalem şimdi sarı yanık bir çocukla koşuyorum
Sözlerim düşüyor kuyruksuz bir uçurtmayla birlikte cebimden
Bir balıkçı göğüne varınca duruyoruz
Zeytin dallarına asılan çocuklar gibiyiz
Önce ünlemlerini alıyoruz cümlelerin
Sonra virgülleri çekip aradan dinleniyoruz güzel bir kelime oyununda.
Sen geliyorsun
Hoş geldin!
III.
Kalabalığı kara bir gecenin içinde
Şarkılarımızda yerimizi gösteren usta bir harita okuyucu
Cebimde ip ustası bir kukla
Parmaklarım fırtınalı bir oyun asırdır
Kalkıp gittim
Kalkıp gittin
Masanın bir ucuna kurulmuş istasyonlardan
Yetişmek üzere terli bir mektup
Sigaralarımız hızla emer mürekkebi
Alnımda silinmiş yazı
Alnında silinmiş yazı
Beklediğim tren geliyor çözdüğüm ilk cümlede
Atları hazır iki gözün sıcağında
Sokaklar bir bir açılıyor.
Hoş geldin.
Söyleşiler
Tarih: Ocak 22, 2008
Kategori: Yeni Şiirler | Yorum Yaz
Serin kokulu amentülerle, ağlamaklı duran sigaraların
Bir gece arifesinde söyleşisi
Yıktığım mermerlerden kan akıyordu, merdivenleri boynuna dolanan bir kadın,
Lanet ağzı açılmış bir yontu,
Kusmuğu bol bir tabiatta, çömleğini yakan usta ateşle
Kalabalık bir tanrı üzerine, kalın çizgiler çizildi
Kül, dağılmadan suya
Yazısı masmavi
Peygamberler doldu
Hangi elimde gülsen
Sana bir pencere açıyordum.
Boynu kurdelelerden eğilmiş lambalarla, yeşilini bozan yaprakların
Bir su eskisinde söyleşisi
Gecenin bakırının alındığı bir saatte, masaya konan lavantalara imrenen bir kadın
Kokusu gerdanına sinmiş bir mezar
Hüznü bol bir tabiatta, avcısını bekleyen bir hevesle
Çoğalmış bir siluet üzerine, mimlenmiş bir adam konuldu.
Işık, basmadan bileğimi
Kanı masmavi
Yıldızlar doldu
Hangi elimde bekletsem
Üzerine yağmurlar yağıyordu.
Kipliği “belki” olan bir adamla, ipeği bol olan kadınların
Bir şiir sinmişliğinde söyleşisi
Caz bir yanılsama ile konuşan adam, ırmakları pergelle akan kadına
Uzaktan oyuncaklar gibi
Baldırında sigara söndüren bir gecede, şöyle diyordu;
“Eşitlik en ilkel isteğimizdir”, re minör dudaklar düştü
Ses, boğarak gırtlağımı
Yüzü masmavi
Ölümler çoğaldı.
Hangi elimi uzatsam
Dar duruyordu bedenimde şarkı