HESAPLAŞMA
Tarih: Şubat 1, 2008
Kategori: Yeni Şiirler | Yorum Yaz
HESAPLAŞMA
Az açmalı camların içinden kayıp giden meneviş yıldız
Ellerim kadar titrer mi dilindeki hare
Uzanırken su kıyısına bilincine saldıran aşk ise
Göğsümdeki bütün güneşleri bıraktım dağlara
İçimde eriyen kurşunları bıraktım
Bakır kaplardan at sesleri ile ayrıldım
Sülüs yazı ile kaçarken çocukluğumdan
Lambanın yalım yüzü şimdi bedenim
Boş odalarda kibritlere dolarım
Kanımda bir mağara sesi
Açılmamış camların ardında kalan meneviş yıldız
İnce kitaplara sığdın mı bulvar bir bekleyişte
İskelesi bol bir şehirden hesabı sorulan aşk ise
Göğsüme çağın zehrini basarak vardım denize
İçime mavi akıntılar aldım şırıngalardan
Motor seslerini bir bir bildim her sokakta
Silinebilir yazılar ile büyüdüm
Buzun, kıracağa en yakın yeri şimdi bedenim
Büyük odalarda kaşık sesleri
Kanımda plazma-yuvar hesaplaşması
SAĞIR DUVAR
Tarih: Şubat 1, 2008
Kategori: Yeni Şiirler | Yorum Yaz
SAĞIR DUVAR
Uz gitsin sözcüklerim, nakışlanmış dudaklar
Oyası sarkmış bakışlar arasında
Gecenin demir yollarında büyük hızı odaların
Gülüşler çağırıyorum bir bir
Hızla akıyorum yaprağın kuruluğuna
Alnı otuzsekizbuçuk derece yanan bir evrene yaslıyorum dirseklerimi
Üstüme hızla varıyor kırlangıç yangınları
Som altından bir hançer
Bulutları yararak içimi hazırlıyor kan humması şaraplara
Bakır kaplarda eriyorum, büyük günaha düşmüş çağ
Simyamı bozuyorum ortaçağ mahzenlerinde
Altın külçesine dönüyor bütün vücudum
Bütün üşüyüp kalıyorum ani
Sen yoksun.
Yoksun! ziftli bir çığlık damarlarımda sessizlik
Gözlerini tomurcuk rüzgârlarda arıyorum
Katıksız öfke büyüyor birinci dereceden odalarda
Su yerinde rengi kaçmış çocuklar
Dizeler oturur en olmadık kucaklara
Defterlere sarılırım satır aralarına kaçtığım
Büyük bir lunapark kurulur
Gözlerimin çukurlarına
Kaçar hem at hem karınca
Göğsümün içi kireçlenmiş bir mezardır
Değdikçe tuz yanmakta
Dökülüp duruyorum duvar diplerine ani
Sen yoksun.
Yoksun! Mevsimlerden birinin memesi alınmış
Bütün renklerin yaşındayım
Sol göğsümde sağır duvar sarmaşıkları…
YAĞMUR TÜRKÜLERİ
Tarih: Şubat 1, 2008
Kategori: Yeni Şiirler | Yorum Yaz
YAĞMUR TÜRKÜLERİ
Yanardağ ağızlarında alaca sabahlarına hazırlandım.
Kuru bir gölge şimdi yağmurların ıslattığı bulutlar.
Gözlerim nakış aralarında unutulmuş iğne
Eski bir kanaviçeden demlenir söz
Diri bir hayali taşırken göğsümüz
Birden yağmur türküleri söylenir.
Kâğıdın tam ortasında birikmişse yağmur.
Köpürmüş bir denizden mürekkep bilenir.
Ve söylenir ki
Her yağmur yağdığında
Bir şair fenerlerin keskin sirenlerine
Kulak kesilip eğlenir
DİJİTAL İKİ REKLAM ARALIĞI
Tarih: Ocak 22, 2008
Kategori: Yeni Şiirler | Yorum Yaz
Boynunuzda külçe tanrılar
Cam pervazlarınıza asılmış bütün dualar
Sevginiz ikindi rüzgârlarını yakıyor, tenimi yakıyor
Bilginiz hepten hepe, hiç nedir bilmezsiniz
Büyük salıncakları var gözünüzün birinden diğerine
Bütün bedeninizde büyüdüm,
Dişlerim bir gül gibi patladı
Kemirdim önüme koyduğunuz domuz kemiklerinizi
Ve her uzvunuzda patladı
Köpekleştiğiniz kadar köpekleşmiş bir adam olarak
Şimdi üzeri kazınmış bir çalgının ilk aşk sahalarında
İşte yenik bir ordu gibiyim
Dizlerimin tam üstünden kanamaya başlıyor bütün hayatım
İlk adımlarımda koştururdu oysa herkes
Şimdi bir saman yaldızı parlıyor kabuk tutmaz dizlerimde
.
Düşlerimin tam üstünden açılmaya başlıyor hayat
Ve okul sıralarında hala esmer bir çocuğum
Yüzüm kendiliğinden açılmış bir defter
Bütün çizgilere parmağımı sokuyorum ilkin
Beyaz bir toz kaplıyor ortalığı
Çiçeğin tahtada beyaz yüzümde siyah olduğu
Okul çağlarında
En çok da adımı yazarken
Büyüdüm
Şimdi dijital iki rakam aralığında açılıyor hayat
İsmimi yazdığım her yerde
Kan kaybediyorum.
MASKEM DÜŞSÜN
Tarih: Ocak 22, 2008
Kategori: Yeni Şiirler | Yorum Yaz
Hazırlıksız anahtarlarla açıyoruz kapıları, ellerim kirli bir çocuk
Odalar büyük bir yangından kalmış, hayvanlarda öyle
Öksürük tutmuş kapı aralıklarını, terasta sarışın bir kültür konuşuyor ötekiyle
Rakı şişelerinde küçük gemilere biniyoruz, kadınlar son bakımlarını yapıyorlar
Hançere çırılçıplak uzanıyoruz sözün en başladık yerinde, fotoğraflarda Demirperde hareketleri
Buğday arastalarında savurtulan kuşlar gibiyiz, bütün sorular kimliğine oturmuş
Yığılı önümüze bol ambalajlı reklam saygınlığı, yıldızlar rüzgârda salınan yasak meyveler
Ve sarfiyatsız hayatlar, günahkar olacak kadar güzel
Semt isimlerinden başlıyoruz tanıştırılmaya, yörüngesine oturmuş gemilerden iniyoruz
Hep öykülerinden tanıdık Çehov’un rakam derecesinden insanları, şimdiki zaman salgın zaferlerin narasıyla:
İşte olmadık bir söz dizimi yine
Gelip karınca yükünde gözlerimize
-Ki onlar en güzel çiçeklerin tarhıydı
Maviydi göğe baktığımızda
Yeşildi suya değdikçe ve tunçtu
Soluklandığımızda dingin turuncu bir rüzgâr
Ağladığımızda alev tonunda kırmızı
Güldüğümüzde kapıyı çekip giden yaman özgürlük-
Boz bulanık sulara asılan salkım söğüt
Görmüş bir şarkının orta yerinde
Nasılda çarpıştığını kahramanların
Görmüş bir vakit dağların sırtına asılan bulutları
Zaman zaman kirpiklerine saçak olan bulutları…
Konuşkan bulutların nüfus fazlalığında alıkonmuş berrak bakışlar, cinsellik bütün kentlerde buzdağlarına dağlarına çarpar titan bir çeliğin yeşilinde ve toplumsal yüklemler harcıyoruz, ahmak bir müzikle metropolitan sesler arasında bir devletin plastik askerleri…
Maskem düşsün
Gen fuarında bir iletişim velvelesi…
Irkçı bir sergiye kromozom akıtıyorum