HEYKELLER
Tarih: Şubat 1, 2008
Kategori: Yeni Şiirler | Yorum Yaz
HEYKELLER
İnsanın kendine sürgünüdür heykeller
Bu yüzden gözlerinde
Işık yerine duvar örülüdür
Ve ağladıkça heykeller
Billur yaşlar yerine kristal kumlar dökülür gözlerinden
BARDAĞA SARKITILAN İPTEN
Tarih: Şubat 1, 2008
Kategori: Yeni Şiirler | Yorum Yaz
BARDAĞA SARKITILAN İPTEN
Baş başa vermiş bütün caddeler
Bir filmin son karesini anlatıp durmaktalar
Adımlarıma aldanıp
Belki akşamüstü
Karıncalanmış bir aşkı yağmura tutuyoruz
Omzunda yeni bir eylül taşıyan gezgin bulutlar
Erken gelmiş gibi randevularına, bakınıp durmaktalar
Gözlerime aldanıp
Çarşamba ya da Perşembe bugün
Bardağın dibinde durdu dudağımız, belli ki gülüşüyoruz
Göğe çıkan bir lise merdiveninden
Hüznümüze ters asılmış bir gül dudağımızda
Tropikal bir kuşaktan hızla yukarıya çıkmamız söylendi
Ansızın yangılar bastı gözlerini
Güneş eğlenip durmakta saçının bağbozumu tellerinde
DURUŞMA
Tarih: Şubat 1, 2008
Kategori: Yeni Şiirler | Yorum Yaz
DURUŞMA
Kanatları ekmeğe bulanmış iri yapraklı güvercinlerin
-ki hepsi daha duman çağında-
Ağlamaklı bir söküğe sabahın ilk ilmeğini atan
Kızların parçalı göğüslerine gelip tünediği
“Yaşamak istiyorum” iplerine asılı cambaz iğnelerin
Hızla etime bastığı cinnet ağrılarının zamansızlığında
Gözlerimin burcunda bir ses.
“Dokuz köyün dokuzundan kaçtın! Dokuz köyün dokuzundan kaçtın!”
Kulaklarım ses menevişi, kopmuş dişlerimin bütün çivileri
Sakalımı her sabah uzatırım yeniden
Gözlerime gelen ağlak güvercinleri uçurturum kafein dirilmelerinde
Açılır önüme hayat sihirli bir pencere değil bilirim
“kahrolsun” sözlerim uzaklaşır kimliği aşikâr kumaşlarda
Dönmez başım durur dünya
Alışkanlıklarımda hoşça bir cüzdana katarım kendimi
Başka bir sabaha ertelenir duruşma
DENKTİR YALNIZLIK
Tarih: Şubat 1, 2008
Kategori: Yeni Şiirler | Yorum Yaz
DENKTİR YALNIZLIK
Parmaklarımın ucu ötelere dökülen bir nehir şimdi, rayların ve rüzgârın vadesini uzatan bir tür reklâm bilinci, yazgının tarlasında hafızam tuzdan artmış, şiir, evim ve kadehim, denktir yalnızlık, denktir suç…
Biz göğü dikiyoruz kanayan parmakların ustalığıyla
Kanayan sağrıların kokusuyla
Büyük kentleri ufalıyoruz her sofrada
Sakallarımıza saklanmış büyük hazinelerin anahtarı
Kalabalık bilerek bütün bakışları
Esrimiş bakır kaplardan tanrılar çekiyoruz
Doğursun bizi yeniden caddeler
Kentler, okul zilleri ve ablukalar
Göğsüm oyulmuş bir maden şimdi, zayıf bir senaryo kadınların asfalt boyu yürüdüğü erkeğin heceleyerek imgelediği, arzu estet ve kuvve, bayağılık hayranlıkla beslenir denktir acı, denktir suç…
Ne zaman yağmur yağsa
Anılar da yağar ayak diplerime
Tütün kokuları arasında
Kaybolur şarkı
Tahta kapılardan bildik yüzler ararız
Rehin düşmüş bakışlar
Ve hızla göğsümüze açılan girdaplardan dalarız
En güzel zamanların eşkıyalığına
Savaş meydanlarıydı araladığımız daha çocuktuk
Polisi de aşkı da kavgayı da çok sonradan öğrendik
Şiir süsü verilmiş bir isyan şimdi kelimelerim, kaynak yaratılmış bir ölüm kokusu ve öteki suçun bir parçası olarak, kırağıyla kaplı bu göğün altında iktidar ve zenginlik, denktir yalnızlık, denktir suç…
Kaç asır bekletilmiş bir ceset olarak
Döndüm yine arka sokaklarına kelimenin
Gözlerim yaşlı bir topraktan elenmiş
Köprüler var gençliğimden sessiz konaklamalarım
Elimin elaleme karşı yemyeşil kavgasında
Ferah nasırlarım ile koşarım yıldız salkımları içinden
Düşer seraba her nefes alışımız
Bir halkız, kuşlarıyla şarkılarıyla ve bilenmiş umutlarıyla
Büyük atlaslar açmışız
Büyük yangınlar içinde
Meridyenlerden bir kedi yumağı dünyanın
Sövmüşüz ana avrat.
HOROZ ŞEKERLERİ
Tarih: Şubat 1, 2008
Kategori: Yeni Şiirler | Yorum Yaz
HOROZ ŞEKERLERİ
Bunalan bir sigara içimi şimdi zaman
Ülseri azmış bir okuma
Histerik bir domates kulübü
Asma bir kilit dilimin ucunda
Kırılmış anlımın bütün kemikleri
Bütün kadınlardan solo hayatlar istiyorum
Dursun çağ, kırılsın cağ
Akarsu olmak istiyorum
Cousteau açsın göğsümün sol çeperini
Bol kusmuk eriyik beyinlerden
Dijital bir göstergede
Kader üzerine kıkırdar horoz şekerleri
ÇEKİMSER BİR GECE YARISI
Ipıslak bir duvarla konuşuyorum
Tıklım tıklım sözlerin bağrıştığı çekimser bir gece yarısı
Nasılsın şarap?
Büyük bir asalete dönüşmüş dudağımın tavı.
Kırmızı
Yangını bol yataklarla geziyorum
Tıka basa dolmuş düşlerin koşuştuğu çekimser bir gece yarısı
Nasılsın temmuz?
Açılıverdi çok bir saflıkla göğsümün mazgalı
Siyah