Kibrit Kutusu
KİTAP OKUMA METODLARI
1
Dursam küfürdür birkaç kuruş sesi cebimde
Gıcırdar ağaçların bütün dalları
Korkarım, ürker yapraklar
Parmaklarımın o durulmaz titreşimi
Hazırlıksız bir çocuk gibi
En orta yerinden başlamış oyuna
En orta yerinden boyanmış bütün kadınlar
En orta yerinden bir sertlik bütün adamlar
Hançer dokunuşuyla kanım çekiliyor
Mor uykulardan uyanıp
Bir kitabı orta yerinden okuyorum
2
Sönsün de şu yağmurun ilk alevi
Düşelim yine bulutların peşine
Belli ki ıslak bir kitabın
En uç noktası tutuşacak
Ki gözlerini çektikçe sen sulardan
Pırıl pırıldır kelimeleri işleyen çark
Sesle sünen bu ton
Ansızın
Kitap hacminde bir iç
İşte ellerim diyip
İlk sayfasına dönüyorum göklerin
3
Bulutlar bir şeyler anlatıyor diyorum
Sen inanma bana
İnanma göğsümün şu uzun yağmurlarına
Ellerimin şu kesik şarkılarına
İnanma ilk değil
Yalanlar boynumdan içeri
Bir kez değil
Bütün kutsallığının bardak çırakları
İlk değil!
Ellerimin tersiyle çevirdiğim kitaplar
4
Şiirler de rüzgâr toplar yeri geldikçe
Ellerim rüzgâr toplar
Kitaplar rüzgâr
Yeri geldikçe dokunsak
Yeri geldikçe hiç uslanmayacak denizlere
Sözlerin açık bir beden gibi koklandığı
Şu “smyrna” denen
Şu:
Dağların göletlerine ıslanmış dudakları
Saçları güneşe asi
Bana kadın
Göğsüme rast gele savrulmuş şarkı
Tam tekmil
Oturmuşuz bütün çarşı
Artık ellerimizle doğuyor güneş
Gözlerimizle kokuyor bütün evren
Bulutların canı sıkılıyor belli
Kuşandılar kılıçlarını en akşam olan saatlerde
Yani ben denize varanda
Kuşandılar kılıçlarını
Kokulu kuşlar geçti boynumdan
Islak yaralar döküldü saçımdan omzuma
İçime çektiğim hava ile sarhoş değilim
Evet
Deniz de şiir toplar yeri geldikçe
Rüzgâr koynundakini
Birden bıraktıkça denize
5
Yürüdüm
Yalnızlığın kendini akladığı zamanlarda
Denize vardım
6
Aşkın ozanı bir köprü olmalı
Ya da bir sokak
Belki bir bulut olmalı
Salkımlarıyla konuşmalı bizimle
Taneleriyle girmeli koynumuza
Ya da bir salıncak olmalı
Asılmalı bütün parmaklar
Bir uçurtma olmalı aşkın ozanı
Bir çiçek
Ama asla ve yine asla
Aşkın ozanı insan olmamalı
Oldukça insan
Oldukça kalbimin kanayan yanı
7
Güleç yüzlü bir ev birikir
Herhangi bir vakit
Ben gül gibi dikenlerimle
Dikenlerimi gül eden
Bir söz bulurum
Bulduğum bütün insan
8
Gözlerimin lengerinden açılıp
Düşen bir rengin
Bir yaprağa kadar uzanması
Bir yapraktan bir dökülme vakti gelince
Şiir bu değil diyorum
Şiirliyorum
9
Bir kadına ulaşan bir rıhtım gibi
Saçlarını hapisten çıktığın akşam
Tararken gözlerini bile belli
Etmeden indiğin bir yokuşa
Uzanır gibi iken tırnakların
Ellerini karıp saçını
İki yandan
İki cümle eşliğinde
Bırakır gibi kitabı okumalar
Hangi şehir için taşırız boynumuzda bunca
Çilingir bir sofra değil
Ellerimizden kapılara uzanan
Kendimi bir gün öyle sonsuz
“mavi bulutlardan da sonsuz”
Omzum üzerine düşen
Bir kuş akımı
Yığılı birkaç sözcük iken
Sevgi sancak bulmaz elbet
Herhangi bir şehrin pencerelerini aç
Kimin gözleri yelken, dolu rüzgâr
Akşam yağmuru kimin
Pırıl pırıl insan kanı
Karanfil
Tuhafsa geç ekinler
Tarlaların şafağına benzemiyor doğan gün
Göğsümde bir anız mektubu
Sarmaşık bir memleket
Ön safında bizden bir deniz
Ben kendimin ırmağıyım.
Uzaktan ay ışığı değil
Tuhafsa içim dolu memleket
10
Bakışlarında vakit yağmurludur mısra
Bir an durmuşsun
Islak kitapların arasına ağlayıp
Hangi iklimden taşmışsa ellerin
Bıraktığın sokakların en yeşilinde
Şimdi bir arap atı gibi göçen
Bu bulut şarkılarında kalan
Ezgisiz çocuk sesleriyle
Desem ki aslında Tanrıya bütün kapılar kapalı.
Sorsam ki bir gün “gelmesem”
Ağaçlar ve koca İstanbul
Sesine çarpa çarpa yürüsem
Ellerim de mutlak kadın
Yulaf ekmekleriyle gevrek bir agız
Yüzüm ateşle yıkanmış yaz humması
“yok” desem yırtsam bilincimi en orta yerinden
Desem ki; aslında bir harita ile bağlıyız bunca
.
Üst üste denizlere kayalara dolsam
Kapıları ve yalnız insanları ile bir şehir
Kendimi bir filmden çıkarcasına
Omuzlayıp
Kuş sürüleri ile ellerine değin
Beslesem kucak kucağa bir gök
İstanbul değil işte şakağıma koyduğum
Yüzümün delik deşik yağmaları
Desem ki; aslında hiç deniz şarkısı bilmem bunca
.
Vurmuşum sırtıma bir kaplumbağa gülüşünü
Dudaklarım ağırdır sarkar sokaklardan
Bir camın etrafına dizilmiş çiçek boynu
Çiçek elleri ve çiçek gövdesiyle
Bir Anadolu gürültüsü şimdi
“yok” desem yorgun değil memleket
Kara genzimden yükselir uğultu
Desem ki; bu garip, bu kırmızı, hınç bunca