Hakkımızda Hiçbir Şey
MEVSİMLER
I-İLKBAHAR
Bizi bekleyen bir gökyüzüydü, dağınık evleri geçiyorduk hızla
“Bütün şiirler ölsün” demiştin, Mart’a asmıştın bakışlarını
Gölgelerimizi kaldıran yenik ordulardık, kötü değildik
Yeşil sızıyordu bütün şarkıların ardına, akşam suları batmadan şakağımıza
Nisan uykularına uymuştun, çiçeklerinde büyük dip notlar
“Anlıyorum.” Diyordun. Bütün pencereler açılıyordu.
Suya karışıyordu birimizin gözü, cığara yakıp dalıyordun.
Düşlerin Mayıs’ı tarıyordu, tasarı halinde kirpiklerini ovuşturmakta
“Sevmiyorum bu halimi” diyordun, kırmızı kilini atıyordun bilincinin
Saatlerimiz denize çıkıyordu, herkes kadar yangını biliyorduk,
Sevilen çocuklarıydık tanrının, ne fark eder ki? Çamur yerine şaraptan yaratılmak
II-YAZ
Kör talih, hudut biletleri ve kendini onayan gök-deniz bütünleşmesi, gözlerin buhar oluyor, haydut sapanları burnunun direkleri, bir coşku çekiyorsun, ellerin iki tırnak açmış şarkıya, Zihinlerini özgür sanan bol köpüklü entelektüeller, Lacan, anestezi ve sıcak perhizi kumların.
Haziran, güneşi kadar sevdalarıyla
Pike dalan esrik aşklar
Trenleri bol, yıldızları avuç avuç…
“Gurura dair bir şey söyledim. Anlamadın.” Diyorsun. Heredot tarihine ucuz yolculuklar var.
Ekmeği tanımayan, suyu bilmeyen hijyen bir ay ışığı tehdidi
Temmuz aralıksız bir tünel, büyük aileleri var tıkanan trafiğin
Dilimin ucunda hep olmaz zamanların doğusu, tükürüyorum büsbütün lüks fahişeliğini Allah babanın
“ Piccaso’yu gördüm” Diyorsun, on iki burç oluyorsun, akrep gözlerinde uyuyor
İri damlaları var saçlarının, Ağustos böyle mi yakar köşe başı fotoğraflarını
Heykelde artık Japon egemenliği, elektrik gitse öleceğiz
III- GÜZ
Çocukları adlandırıyoruz bir bir; kimisi iskele, kimisi yol, kimisi astronomik sayısı bu kuşağın
Mavi menekşe oturmuşsun, kuzeyden olduğunu söylüyorsun.
Eylül güzel duruyor memelerinde, yetişiyorum karanlık uykularına deniz çekildiğinde
Bileklerimize kurşunlar takarak giriyoruz barlara, kanırtmışız bütün ruhları
Oldukça hafif kökler taşıyoruz, yaprak labirentlerinde ilk ikramiyesi hüznün
Alışkın olduğumuzdan değil, alışmamız gerektiğinden bunca sarı
Bozuk şiirlerini açıyoruz naftalin şımartması uyruklarımızın
Ekim kadranında Marmara’yı öpüyoruz ayaküstü iki dudak
Sislenmişiz, buğday yaraları açmış bilincimiz
Biz gibi bir şemsiye duruyor ellerimizde, Kasım kül olan bir gülüş şimdi
“Bağışlanmayacak suç yoktur.” Diyorsun “masumiyet dışında!”
Kefaretini ödüyoruz ölmenin, yaşayarak
IIII-KIŞ
Ekmek gibi dik oturuyorum partizan kelimeler arasında, yeşil hırkasıyla gözlerine değen fırtınalı çocuklar
“Bütün kışlar sosyalisttir” diyorsun. Umutların köpük köpük
Aralık, çiçeksiz temrinidir gözlerinin, büyük dalgalar kopmakta
Bütün pencerelerden çıplak bakıyorsun, kepengini indiriyorsun erkenden sözün
Sarhoşluğumuz hızla artıyor, alev ve alkolle donatıyoruz kardan adam imgelerini
Bir avucumuzda tuz, bir avucumuzda zincir
“aşk, delilik, ölmek; iç içe kavga” diyorsun, sandığı açılıyor göğsünün
Sesin sığmıyor Ocak’a, magazin bir tanrı sözü şimdi doğu
Mezopotamya iki damar, tam içinde çarmıha gerildik yandı dağ
Büyüyor içimde kavga, Şubat damlaları patlıyor bilincimin
İtiraf ediyorum; bütün siyasi cinayetleri ben işledim. Tanrı hariç.
İtiraf ediyorum; Tanrı dâhil.