TRUVA
TRUVA
İnce merdivenlerinde karnımın
Tahta bir at gıcırdar
İçinde cesur bir süvari alayı
Yelkovana binmiş dörtnala
Güzel kadınlardan bahseder
Gökyüzünden bir ağaç düşmüştür
İçini kurtların kemirdiği
Demir bir topu yuvarlarken rakının ağzına
Surelerini topluyorum ölülerin
Parmak uçlarımda on bir ışıklı bir resim
Bir otel odasında Hera’yla sevişiyor Zeus
“Meryem kaç çocuk yapsın” diye soruyor
Gökyüzünden bir çocuk düşmüştür
Babası tahtadan atlar yapar, marangoz
BİR İSTANBUL DAHA!
Pencerelerini kapatıyorsun kitap aralarında
Dudaklarında yarısı sökülmüş bir İstanbul
Yarısını biz uydurduk Sultan Ahmet’ten başlayarak
Öperek alıyorum kuşlarını
Ve uykulu hırkasını gözlerinden
Bir İstanbul daha!
Bir şehri tutup buruşturuyorsun avuçlarında
Trafik direkleri bol ipli kukla
Gözlerinde yeşil bir nar dalı
Nereye koyacağın bilmediğin
Bir yolculuk, eğilip su içtiğin
Ense kökünden uykuya dalmış
Rüzgârgülüne değse uyanacak
Bir İstanbul daha
Ellerinin bir memleketi olur diyorum
Şarap tutmuş bir şaire diyorum
Buğday sarılarında ezilmiş [...]
KEŞİF
Ayrılığı bol bir takvimde
Sayfaları baş aşağı tutmuş
Telefonda sesini tanımaya çalışıyordum
Günlerden bir hafta önü günüydü
Küçük küçük trenler kırpıyordum bakışlarımdan
Sen saçları savruk
Balyoz tutan bir adamı oynuyordun
Ki tarihte
“Demiri bulmak” diye bir şey var
Sabahı bol bir uykuda
Tutup güneşin yoksulluğundan
Pasaportsuz bir beyaza seni anlatıyordum
Şehirlerden bir Asya şehriydi
Büyük büyük kayalar deviriyordum içime
Sen göz kovuklarında deniz
Saçlarından ağlar ören bir kadını oynuyordun
Ki tarihte
“Ateşi [...]
ÜÇ ELMADAN ÇOK ÖNCE
Gözlerin her zamanki gibi gençti bu sabah
Göçmen bir yıldız taşıyordun
Sapsarı
Omuzlarından tırmanarak
Soluk bir güneşi parlatıyordu çocuklar
Saçların bol demirli bir liman
Günlerdir yatmaktayım çok ateş çok doğu
Zehirli kent yağmurlarının
Üzerinden atlayarak
Doğduğu güne lanet yağdırıyordu çocuklar
Ellerin hiç görmediğim bir bulvar
Bir Alman şehrinde
Ayrılığın bir yerinden düşmüş gibi
Eline ne geçtiyse çok doğu
Bacak, bacak üstüne atmayı öğreniyordu çocuklar
Kulakların uzun masalların ilk sağırı
Sultan saraylarında [...]
BİR DEĞİL İKİ
Ömrümün çölünü serpiştirip içimdeki masaya
Küçük kum tanelerinden kendime iki göz ördüm
İki gün ışığı
Henüz alışmadığım iki leke
Yakamdan içeri hızla
İki kuşun kanadında
Saate bakmayı öğrendim
Ömrümün annelerini yatırıp derin bir geceye
Büyük umutlardan kendime iki el ördüm
İki zincir
İki alışılmamış şehir gibi
İçinde senin yaşadığın
Uzak bir gök yüzünü
Koklarken büyüdüm
Ömrümün bir var bir yok sevilmelerini atıp boş bir kağıda
Uzun yolculuklardan kendime iki ayak [...]