Bir Adamın ve Bir Kadının Hikayesi

BÖLÜM III: GERGEF

Dağlara çekilirdik uzun sohbetlerden
Hüzünlü iki el gibi sarılırdı türküler
Parmak uçlarımızda iki gümüş fecir
İki ayrık otu dümdüz bir ovada boy vermiş
İki suskunluk
iki ışkın esirlik ve de usulca
gözlerini yağmur sonrasına dikiyorsun
oysa özgürlük
iki serseri yağmur
iki eğri serviyi doğrultunca
ve toprak boyunca oluk oluk
iki serseri yağmur
ve tüm şehvetiyle iki başak
toprağın sarısı bütün evlerde
dağlar daha efkarlı göğsüne inmiş sis
menekşe gibi bakıyorlar uzaklardan
çeliğin ilk alevi ayaklarımızda
yüzümüzdeki çizgilerden dağlara
Dilimizden kana bulanmış eşkıya söylenceleri
Mektuplar asıyoruz gözlerimizin bir ucuna..
Bir ucunda usanç
Bir ucunda sabahın ilk yeli
Göğsümüze düşer bütün kirpikler

Adam yüzünü ıslatsın diye sokak
Gözlerine batsın diye bir sınır
Dilini yaksın diye bir yıldız..
Aldı kadının uykularından..
Kadın gözlerini toparladı ardından..
Saçlarını siyah diye bıraktı omuzlarında.
Ellerini kalbinin tam üstünde yaktı.
Kalbinin göle bakan cephesinden
Sürgünler
Adamın yüzüne kuşlar.
Sürgünler
Kanatları hala tuzlu
Sürgünler
Yüzümün yarısı hala
Kadın bir ok çekti ışıltısında birilerince
Hiç olmamış
Doğuda binlerce kez öldürdü adamı

ilkin bir ıslık
belki bir elmayı ısırırken
yeşil bir elmayı
belki de “ay batarken” demeliyim
Ve ekmek gibi ufalan ..
Yemişleri acı
Gülüşleri kekre
Önce bir ıslık

Adam bir mum tutuşturur günlerin ucuna..
Kadın yüzü yaralı bir şarkıdır
Bir bıçaktır orta yerinden kırılmış
Bir yağmurdur yağar Kasım’ın her yerinden
Kasım’ın her damından sızar evlere
Bir bıçaktır kadın, ucu bende kalmış
Ve çocuklar hala avuçlarını ısıtırlar küçük nefesleriyle
Tüm şarkılar onlarda sevinçtir.
Gözleri ışıl ışıl Kasımda patlayan güldür
Yağmur yapraklarından süzülür
Bu yollarda günler kordan atan kalptir

Çillerin ilk yağmurla siliniyor yüzünden
Parmakların saçların arasından çok kollu
Akan bir nehir nice çağrı
Nice yalnızlık
Nice dünya
Üşürken gölgemde nice imge
Sisli göklerden cemreler düşmüştü yüzüne
Göğsünde çoğalan bir Samanyolu
Ellerini bırakıyordun ardında
Hüznün çökmüş, ayaklarında dağınık bir zaman…
Bileklerimde tutuşan nice yıldız
Nice yıkıntı..

Kadın taçlar yaptı denizden aldığı dalgalardan
Sürmeler çekti gözlerine kuşlardan aldığı hüzünlerden
Bir elinde şimşek gibi bir yalnızlık
Bir elinde henüz kırılmış bir ayna
Adam dalgınlıklar aldı geçen bulutlardan
Solgun bir gün ortası sigara ucunda
Beyaz pamuk, ekşimiş maya
Kahve kokuları…
Duvara yatırılan mintan..
Bilekte toplanan kan
Kadının gözlerine baktı adam
Çığ düşmüş
Saksılarda boy vermiyor hiçbir fidan

Al eline şu düzensiz kafiyeyi
Şu yağmur sözcüklerini
Şu uçup gitmek isteyen Üsküdar yeşilini
Al eline meyhane yollarında her gün bükülen bileğimi
Şu üşüyen haylaz elleri çocuk saçlarını.
Şu kadını tunç bir gökyüzü gibi gözleri
Al eline yüreğimi
Yüreğimde akşamüstü kokularını bırakıp
Işıkları ilk ıslıkla silaha dönen
Gözlerinin bas bas bağırıp durduğu
Yüreğimde inatçı bir fener
Hiçbir rüzgarın söndüremediği
Kuşların
“ki o kuşların sen olduğunu düşünürüm zaman zaman”
Bazen gelip kokladığı
İnatçı bir fener
Nasıl da parlıyor
Nasıl da parlıyor görüyor musun
Al eline …

Kadın bakışlarını siler oturulan banklardan
Ağaçların yeşil yanlarından
Suyun mavi
Tütünün bir çizgi boyunca uzanan sesinden
Tütünün mavili bakışından duman duman
İnce bir rüzgar..
İnce bir yağmur..
Şarabın şuursuz akışından
Ateşin gözleri kor bir yudum
Kadın bakışlarını siler
En güzel dalgınlığını siler
Kiraz ağaçlarından..
Nar ağaçlarından…
Gün batımı gibidir adamın parmakları
Her şehirde gün batımı
Bir kadın bakışlarını toplar aşklarından.
Bir adam uzunca bakar boşluğa
Kanatlarında hala bilgece bir hüzün bütün kuşların
Ve yolculuklar biter ilk sireniyle vapurların
Ve son sireniyle yeni bir yol başlar…
Her sokakta gün batımı yeni bir yol..
Yeni bir ıskarta

Bakışların bir gül gibi dağılıyor
Geceler nasıl uzun
Kadehler ne kadar ince
Örtüsü bozulmuş masanın
Garson gelip düzeltiyor..
Oysa ben düzeltirdim önceden
Ellerini alırdım masama bırakırdım.
Masamda güz kokuları
Çocuk gülüşleri yemişler arasında
Uzandım sigaramın külü uzun bir hikaye şimdi
Yüzünde binlerce şilep açılmış geliyor bana

Adamın yüzü bir yelkenli eski bir tuzak
Düşmüş sesinden gözlerinin yeşili
Denizden bir dalga gibidir
Mavisi bir cesede işleyen
O son soluk
O sulara
O ateşe söylenen şarkı..
Buğday tarlalarından hızla geçen rüzgar
Ömrümün bütün yaprakları
Gün ışığında deliren toprak
Ve hızla yuvasına dönen o tarla kuşları
Bir süre sessizce gökyüzüne baktı kadın
Dalından kopan bir yaprak gibi baktı
Gözümde ıslanan bir damar gibi baktı
Ellerini yaktı bütün gün
Bütün gün ellerine baktı
Düşlerine bir son söz cömertliğinde
Bir çığın geri dönülmez cüretinde..

Bir nergis demeti asmışsın boynuna
Saçında kuşların o uzun solukları
O kış gibi duran göğsün
O hüzünleri ile kabarıp inen
O acılarıyla
Göğsünde bir nergis demeti
Kalkıp iniyor
Boynuna su içmeye gelmiş kuşlar
Boynuna ben gelmişim
Nice yorgunluk göz kovuklarımda
Uzun uzun yürüyorum
Kadınların bir şehri nasıl da tanıdığına bakıyorum
Şaşıyorum
Ellerimi iyice ısınıyor
Ceplerimde koyu bir karalık
Elini tutuyorum..
İyice kıskanıyorum kendimi
Saatlerin vurmasını bekliyorum yüreğime
Göğsüme bir çığ bekliyorum
Bir savruntu
Yollarımı bulutla kaplamış

İsmini söylesem dudaklarımda sular köpürür
Zamansız gelen söylenceleri hangi tarih bağışlar.
Zamansız bir İstanbul hangi haritada açar kollarını
Dilimi bir kanyon boyunca yakıyorum..
Bir uçurum boyunca parçalansam diyorum
Yüzümü ekşi bir gök sarıyor
İsmin hala hızlı hala falezler dudağımda
Gözümde sonsuza incelen menfezler
Yollarda eskimiş bir kitap sayfası gibiyim.
İlk rüzgarla buruşan
İlk yağmurla silinen
Hangi kelimeye koşsam..
Atlar peşimde.. nal izleri bedenimde
Sözüm o kadar kısa ki .. ellerini arıyorum
Buluyorum her seferinde
Her seferinde alıyorum bir şeylere benzetiyorum
Senden bir şeylere.
O ince kavak hışırtıları arasında..
Uzaktan gelen türküler seni getirir
Uzun uzun seni getirir
Barak barak seni
Hoyrat hoyrat seni
“Türkülerin bilinci olmaz” diyorum
“Türküler seni bilmez” diyorum
Susuyorum

Adam ateşler yakar gözlerinin bütün boşluğunda
Sözlerine henüz doğmuş bir çocuktur
Lif lif dağılan bir hüzündür gecenin en kara yerinde
En ilkel sesinde bedenin yanıp tutuşan dalgadır
Kadınların bolluğu arasında utanır kendinden
Yakasından tutulmuş kafiyedir adam..
Kadın bekler adamı soluğu uzaklarda sıcaktır
Elleri adamı sarsan diriliktir
Parmakları bir çiğdem sapı
Dudaklarım arasında ışıldayan bir gezegen

Bir şarkının yarım kalan yeridir bu kadeh sesleri
Seninle bir yerlere gidiyoruz
Bir trenin ardından.
Bir vapurun
Bir uçağın
Bir kuş sürüsün
Ardında bıraktığı izlerin takip ediyoruz..
Senin boynunu ıslatıyorum ellerime açılmış kuyularda
Saçlarını ısıtıyorum sabahlara kadar
Bir güneş ki
Birazdan bulur bizi
Birazdan gözlerimizi yararak

Her sabah inancımızı biliyoruz yeniden.
Her sofada uzunca geçiyoruz
Eskiyen bir liman
Balkıyan bir deniz….
Ve yıldızlar bir kumsal boyunca uzanmış gözlerine
Sesini alıp katıyorum bütün ırmaklara
Sen kanatlarına alıyorsun şafakları
Gittikçe yaklaşıyoruz
Sürgün gibi duruyor masada rakı

Ağlarcasına bulutlar geçti toprak damlardan
Kuyu çıkrıklarından
Kadın saçlarından
Bir kapının yarım kalan aralığından
Uyandı bütün çocuklar içimde
Bir şiire benzedi toprak…
Göğsünde suyu alnında kakülü
Gün gibi dağılan yarasıyla.

Yüzümü lanetlerimle sarıyorum geçerken ..
Evlerin arabaların çocukların arasından
Kaç silahtan intihar kovalayıp
Denize varışım
Ellerini bir buğu gibi dizine koyuşun
Yaslanman öylece söğüt gövdesine
Gözlerinde kim bilir
Kaç kez tutuşmuş bu sonbahar
Saçlarına kim bilir
Hangi eller düşürmüş bu yağmurları
Adımlarım hızlanıyor
Yetişmek için şu dönen dünyaya
Akıp giden nehir gibi
İçimin sıcak suları kabardı
Bir cam üzerine düştü yosun..
Ve ekmeğin
Kalbimi yarması bir çakı ile bir türkü ile
Sözlerimin üstüne..
Ve elimde gerilen yay
Bedenimde eskiyen çadır..
Üstüne kapanmışız her sözün
Alkol zamanları bir çiçekten damıtılır sevda..
Her gülüşümüz bir kadındır asi yanlarımızda
Yine de durulmaz gökteki mavi
Kendi şiirini bulamadıkça kuşlar..
Ve ayrılan iki eldir
Göğsümün gergefindeki tek ilmik
Soluğum karda çıplak
Harmanda yapışkan bir ter
Şakaktan boyna doğru dökülen
Nerde duracağımı bilmem
Mavi bir boncuktur şimdi bileğimi kesen
Kanımdan hızla akan metal
Öfke ile pişen beton
Kerpiç elli kadınlar buluyorum
Saman bakışlı
Gülüşleri çerçi tezgahlarında yankı
Umutları heybemde bir bakışa takas
Ellerini alıyorum.
Bütün kadınların ellerini alıyorum
Ardından gözlerini
Ardından dudaklarını
Tüm kadınlardan bir kadın yapıyorum
Sana benziyor..


Sayfalar: 1 2 3 4