Bir Adamın ve Bir Kadının Hikayesi

BÖLÜM II: O GECE

Adam O gece yarısı uzandı denize
Gümüş bir hokkadan dökülen siyah bir mürekkep
Öfkeli dalga dalga
O gece yarısı parmaklarında sümbül kokusu
Uzandı kadının saçlarına
Yıldızlar gözlerini kapadı.
Gökte bir homurtu,
Bulutlar salkım salkım.
Adam “bulutlara sarıldı” O gece
Kadın yolları kilitledi damarlarına giden
Ağıt sardı parmakları arasında
Rüzgarda yakılmış bir sigaraydı
Dumanı belirli belirsiz
Göz kovuklarında ıslak damarlar
Adamın karanlık yüzüne baktı
Kara bir göl gibi karanlık
Göl kenarında söylenmemiş iki çay kadar karanlık
Baktı adamın yüzene karanlık
Ölüm katman katman o en kirli beyazda
Doluyla vurulmuş kuşlar kadar hızlı
Düşüyordu yere gözlerinden
Adam ilmekler atıyordu adımlarında dağların yeşili
Bir kadeh deviriyordu. Tutuşlarında rüzgarların yeşili
Dilinde yaması olmayan sökük kelimeler
Bileklerinde kızılca kıyamet akıntıların yeşili

Gözlerim rafa kaldırılmış kitaplardı O gece
Ağırlığına hükmedilmemiş kitaplar
Ve her bir sayfasında bir mezhep
Bir isyan bolluğu
Gece baskınlarında iki yangın
İki yakada tutuşmuş
Ve gözlerim iki iri ateş taşı
İki kulakta çığlık gibi iki iri ateş taşı
Taşlardan biri ağustos böceği
Yeşilinde binlerce
On binlerce yağmur türküsü
Diğer taş bal arısı
Sarısında bir buğday yorgunluğu
Ben ellerimi nasır diye veriyorum
Göğsümde saat başı napalm
Ve şarapneller dökülüyor
Sigaramdan bir iz sürüyorum
Şakaklarımda ıslak yollar
Yüzümde rüzgara açılmış şilep
Gözlerim iki iri kuş gibiydi
Gözlerim iki işleyen makine
İki günah çemberler içinde
Paydos borularıyla çığlık çığlığa iki iri kuş
Gelip sesine çarpması o iki kuşun
Havanın toprağın suyun ve ateşin
Dört element: tutsaktır sesinde

Kadın burnunu dayadı havaya
Kokladı büsbütün bilinç
Adam sulara gömüldü
Batık diye anıldı yıllar boyu
Kadın alnını dayadı geceye
Diz kapaklarına vurdukça keder
Adam döküldü yaprak gibi
Bir türlü sabah olmuyor
Kadın “ martıyım” dedi
Aldı kanatlarına uzak denizleri
Adam “ben bir saçağım” dedi.
“Zaman zaman bulutlardır sırdaşım

Gözümü kapadım
Dinsin dedim fırtına
Ölüm kirpiklerim kadar ağırdı
Ve göz kovuğumda hızla geçen atlılar
Ve gök kuşağının ardında bir masal cini
Ve o cinin başını beklediği hazine sandığı
Sadağımda sivri yanlarım yollara düştüm
Vuruştum bin yıllardır biriken özlemle
Vuruştum bileklerimden telaşlı bir hayat
Ve bir yıldız akını büsbütün kanımda
Yürek koydum tanrıların masalarına
Sabaha yeşil yapraklar koydum gözlerinden
Ve kaygının o gülümseyen duruşu bedenimde
Ölü bir balık ağzında gelmiştim
Ve deniz kokuyorum nedense
Bir haykırış gibi
birikmiş saçlarıma bu yağmur kuşları
Tırnaklarımdan etime dolan gümüş bir kumsal
Bir bardak oluyorum
Düşüyorum gecenin içine
Büsbütün fırtına kopuyor

Kadın sokuldu adama. yazın son günleriydi
Bulutlar bir reyhanın peşine düşmüş
Dağlarda gezinir olmuşlardı
Kadının kolları sarmaşık
Bacakları yılandı
Yay gibi gerilmelerini saymazsak
Adam şarap kaselerinde çoğaltıyordu suretini
Sonbahara bir hazırlık bütün şiirler kadını çağırıyordu
Kan taşlarından küçük küpeler
Yollar, yıllar ve yaralar
Çoğalıyordu
Adamın “eksilmeler” tarifine bakarsak

Şımarmış bir cehennem şimdi vücudun
Ve ben dil bırakıyorum yangınlara
Dokunsa da saçlarıma deniz kızları
Ulaşsa da gözlerime söğüt dalları
Yağmur da düşse şehrin üstüne
Islansa da bedenim
Sarnıç olsam bakraçların yetişmediği
Yağmur sularında sabır bulsa taşlarım
Akıntılarla yığılsa da yüreğime kuşlar
Ve yıldızlar taşısa da çocuklar
Ben el bırakıyorum yangınlara
Sen güneşe doğru genişleyen
Uzun bir merdiven
Tırmanıyorum göğsümde harman sarısı
Ve açılmayan kapılar ay ışığında
Derken ben ellerini buluyorum
Nar çiçeğine benziyor
Yağmur sonrası tutuşan bir nar çiçeği
Bileğine dolmuş reçine
Avuçlarında binlerce kuş.
Binlerce kuşa dokunuyorum

Kadın adamı bekletti masanın bir ucunda
Günler sigara dumanlarında sarardı
Son krallar indi bir bir tahtan
Adam bir uçtan bir uca uzandı
Bütün masa boyunca
Eğri serilmişti kadının saçları
Adam düzeltti bir uçtan bir uca

Harlanmış bir deniz şimdi gözlerin
Ben sularında yalpalayan kayık
Köpüklerinde kabaran sancı
Mehtaba iki adım kalmış gözlerinin
Sonrasında günahlar
Dizilmiş gerdanına ay ışığının
Gökte asılı üzüm salkımları

Adam ellerini bekletti pusarık mavilerde
Kadına bir kımıldama gelmiş epeydir.
Gecelerde daha çok uzuyor sesi
Adamın gülüşleri akkor
Cebinde dağ yelleri
Çayır gülleri bütün gün
Kadın parmaklarını ıslatıyor kayın kaselerde
Bileklerinde su perileri
Dağlar ve “o”nla söylenen şarkılar
Camlar ardında bir “cehennem”
Adam bir silahı işler gibi sarımsı bir barut
Dolduruyor durmadan bilincine
Kadın yıldız yollarında yürüyor
Dilinde kuşların türküsü,
Göçebe
Ayaklarında Ağustos’a uzanan sümbül
Adam iklimlerini çağırıyor kalemlerin
Dişlerinde bilenmiş binlerce sözcük
Hiç açılmamış
Kadın boğaza sokuluyor
Şah damarı gibi çırpınıyor şehir
Şah damarı gibi sokuluyor kadın
Burgacında dalgaların sevişmeler açılıyor
Ve bilgeliğine denizin en ilkel
Çekiç ve saban
Ağlar arasında balık
Dokunamıyorum
Ve nasılda kavruluyor sarı başak
Tohum ve de filiz
En erken gelmeleri budur hayatın
Her gün yeniden doğar gibi
Ve yeniden ölmek gibi
Israrcı puntolarıyla bir kağıt sultası
Ve boy boy resimler
ve yüzümüze dökülen mürekkep
bakır ve tunç nasılsa masal


Sayfalar: 1 2 3 4