DENKTİR YALNIZLIK

DENKTİR YALNIZLIK

Parmaklarımın ucu ötelere dökülen bir nehir şimdi, rayların ve rüzgârın vadesini uzatan bir tür reklâm bilinci, yazgının tarlasında hafızam tuzdan artmış, şiir, evim ve kadehim, denktir yalnızlık, denktir suç…
Biz göğü dikiyoruz kanayan parmakların ustalığıyla
Kanayan sağrıların kokusuyla
Büyük kentleri ufalıyoruz her sofrada
Sakallarımıza saklanmış büyük hazinelerin anahtarı
Kalabalık bilerek bütün bakışları
Esrimiş bakır kaplardan tanrılar çekiyoruz
Doğursun bizi yeniden caddeler
Kentler, okul zilleri ve ablukalar
Göğsüm oyulmuş bir maden şimdi, zayıf bir senaryo kadınların asfalt boyu yürüdüğü erkeğin heceleyerek imgelediği, arzu estet ve kuvve, bayağılık hayranlıkla beslenir denktir acı, denktir suç…

Ne zaman yağmur yağsa
Anılar da yağar ayak diplerime
Tütün kokuları arasında
Kaybolur şarkı
Tahta kapılardan bildik yüzler ararız
Rehin düşmüş bakışlar
Ve hızla göğsümüze açılan girdaplardan dalarız
En güzel zamanların eşkıyalığına 
Savaş meydanlarıydı araladığımız daha çocuktuk
Polisi de aşkı da kavgayı da çok sonradan öğrendik

Şiir süsü verilmiş bir isyan şimdi kelimelerim, kaynak yaratılmış bir ölüm kokusu ve öteki suçun bir parçası olarak, kırağıyla kaplı bu göğün altında iktidar ve zenginlik, denktir yalnızlık, denktir suç…

Kaç asır bekletilmiş bir ceset olarak
Döndüm yine arka sokaklarına kelimenin
Gözlerim yaşlı bir topraktan elenmiş
Köprüler var gençliğimden sessiz konaklamalarım
Elimin elaleme karşı yemyeşil kavgasında
Ferah nasırlarım ile koşarım yıldız salkımları içinden
Düşer seraba her nefes alışımız
Bir halkız, kuşlarıyla şarkılarıyla ve bilenmiş umutlarıyla
Büyük atlaslar açmışız
Büyük yangınlar içinde

Meridyenlerden bir kedi yumağı dünyanın
Sövmüşüz ana avrat.

Şubat 1, 2008 | Yorum Yaz

HOROZ ŞEKERLERİ

HOROZ ŞEKERLERİ
Bunalan bir sigara içimi şimdi zaman
Ülseri azmış bir okuma
Histerik bir domates kulübü
Asma bir kilit dilimin ucunda
Kırılmış anlımın bütün kemikleri
Bütün kadınlardan solo hayatlar istiyorum
Dursun çağ, kırılsın cağ
Akarsu olmak istiyorum
Cousteau açsın göğsümün sol çeperini
Bol kusmuk eriyik beyinlerden 
Dijital bir göstergede
Kader üzerine kıkırdar horoz şekerleri

ÇEKİMSER BİR GECE YARISI
Ipıslak bir duvarla konuşuyorum
Tıklım tıklım sözlerin bağrıştığı çekimser bir gece yarısı

Nasılsın şarap?
Büyük bir asalete dönüşmüş dudağımın tavı.
Kırmızı

Yangını bol yataklarla geziyorum
Tıka basa dolmuş düşlerin koşuştuğu çekimser bir gece yarısı

Nasılsın temmuz?
Açılıverdi çok bir saflıkla göğsümün mazgalı
Siyah

Şubat 1, 2008 | Yorum Yaz

HESAPLAŞMA

HESAPLAŞMA

Az açmalı camların içinden kayıp giden meneviş yıldız
Ellerim kadar titrer mi dilindeki hare
Uzanırken su kıyısına bilincine saldıran aşk ise

Göğsümdeki bütün güneşleri bıraktım dağlara
İçimde eriyen kurşunları bıraktım
Bakır kaplardan at sesleri ile ayrıldım
Sülüs yazı ile kaçarken çocukluğumdan
Lambanın yalım yüzü şimdi bedenim
Boş odalarda kibritlere dolarım
Kanımda bir mağara sesi

Açılmamış camların ardında kalan meneviş yıldız
İnce kitaplara sığdın mı bulvar bir bekleyişte
İskelesi bol bir şehirden hesabı sorulan aşk ise

Göğsüme çağın zehrini basarak vardım denize
İçime mavi akıntılar aldım şırıngalardan
Motor seslerini bir bir bildim her sokakta
Silinebilir yazılar ile büyüdüm
Buzun, kıracağa en yakın yeri şimdi bedenim
Büyük odalarda kaşık sesleri
Kanımda plazma-yuvar hesaplaşması

Şubat 1, 2008 | Yorum Yaz

SAĞIR DUVAR

SAĞIR DUVAR

Uz gitsin sözcüklerim, nakışlanmış dudaklar
Oyası sarkmış bakışlar arasında

Gecenin demir yollarında büyük hızı odaların
Gülüşler çağırıyorum bir bir
Hızla akıyorum yaprağın kuruluğuna
Alnı otuzsekizbuçuk derece yanan bir evrene yaslıyorum dirseklerimi
Üstüme hızla varıyor kırlangıç yangınları
Som altından bir hançer
Bulutları yararak içimi hazırlıyor kan humması şaraplara
Bakır kaplarda eriyorum, büyük günaha düşmüş çağ
Simyamı bozuyorum ortaçağ mahzenlerinde
Altın külçesine dönüyor bütün vücudum
Bütün üşüyüp kalıyorum ani
Sen yoksun.

Yoksun! ziftli bir çığlık damarlarımda sessizlik
Gözlerini tomurcuk rüzgârlarda arıyorum
Katıksız öfke büyüyor birinci dereceden odalarda
Su yerinde rengi kaçmış çocuklar
Dizeler oturur en olmadık kucaklara
Defterlere sarılırım satır aralarına kaçtığım
Büyük bir lunapark kurulur
Gözlerimin çukurlarına
Kaçar hem at hem karınca
Göğsümün içi kireçlenmiş bir mezardır
Değdikçe tuz yanmakta
Dökülüp duruyorum duvar diplerine ani
Sen yoksun.

Yoksun! Mevsimlerden birinin memesi alınmış
Bütün renklerin yaşındayım
Sol göğsümde sağır duvar sarmaşıkları…

Şubat 1, 2008 | Yorum Yaz

YAĞMUR TÜRKÜLERİ

YAĞMUR TÜRKÜLERİ

Yanardağ ağızlarında alaca sabahlarına hazırlandım.
Kuru bir gölge şimdi yağmurların ıslattığı bulutlar.
Gözlerim nakış aralarında unutulmuş iğne
Eski bir kanaviçeden demlenir söz
Diri bir hayali taşırken göğsümüz
Birden yağmur türküleri söylenir.
Kâğıdın tam ortasında birikmişse yağmur.
Köpürmüş bir denizden mürekkep bilenir.
Ve söylenir ki
Her yağmur yağdığında
Bir şair fenerlerin keskin sirenlerine
Kulak kesilip eğlenir

Şubat 1, 2008 | Yorum Yaz
Sayfalar: Önceki 1 2 3 4 5