KEŞİF
Ayrılığı bol bir takvimde
Sayfaları baş aşağı tutmuş
Telefonda sesini tanımaya çalışıyordum
Günlerden bir hafta önü günüydü
Küçük küçük trenler kırpıyordum bakışlarımdan
Sen saçları savruk
Balyoz tutan bir adamı oynuyordun
Ki tarihte
?Demiri bulmak? diye bir şey var
Sabahı bol bir uykuda
Tutup güneşin yoksulluğundan
Pasaportsuz bir beyaza seni anlatıyordum
Şehirlerden bir Asya şehriydi
Büyük büyük kayalar deviriyordum içime
Sen göz kovuklarında deniz
Saçlarından ağlar ören bir kadını oynuyordun
Ki tarihte
?Ateşi bulmak? diye bir şey var
Kırmızısı bol bir sessizlikte
Kelimeleri ipe dizmiş
İhbar ediyordum boylam boyunda uzun özlemleri
Güneş sebepsiz ağaçları vuruyordu
Üstümdeki göğü bozuyordum ekmek alacak kadar
Sen her an çiçek açacak olan
Bir kaysıyı, bir narı, bir elmayı oynuyordun
Ki tarihte
?Yalnızlığı bulmak? diye bir şey yok
ÜÇ ELMADAN ÇOK ÖNCE
Gözlerin her zamanki gibi gençti bu sabah
Göçmen bir yıldız taşıyordun
Sapsarı
Omuzlarından tırmanarak
Soluk bir güneşi parlatıyordu çocuklar
Saçların bol demirli bir liman
Günlerdir yatmaktayım çok ateş çok doğu
Zehirli kent yağmurlarının
Üzerinden atlayarak
Doğduğu güne lanet yağdırıyordu çocuklar
Ellerin hiç görmediğim bir bulvar
Bir Alman şehrinde
Ayrılığın bir yerinden düşmüş gibi
Eline ne geçtiyse çok doğu
Bacak, bacak üstüne atmayı öğreniyordu çocuklar
Kulakların uzun masalların ilk sağırı
Sultan saraylarında kayıp küpe
Ayrılıkla da yaşanabilirdi
Üç elmadan çok çok önce
Bir şey ister gibi tanrıyla konuşuyordu çocuklar
BİR DEĞİL İKİ
Ömrümün çölünü serpiştirip içimdeki masaya
Küçük kum tanelerinden kendime iki göz ördüm
İki gün ışığı
Henüz alışmadığım iki leke
Yakamdan içeri hızla
İki kuşun kanadında
Saate bakmayı öğrendim
Ömrümün annelerini yatırıp derin bir geceye
Büyük umutlardan kendime iki el ördüm
İki zincir
İki alışılmamış şehir gibi
İçinde senin yaşadığın
Uzak bir gök yüzünü
Koklarken büyüdüm
Ömrümün bir var bir yok sevilmelerini atıp boş bir kağıda
Uzun yolculuklardan kendime iki ayak ördüm
İki kırık dal
İki ayrı mevsimde
Tarla kuşlarının gelip konduğu
Çocuk omuzlarından
Tutunarak yürüdüm
GELİŞLERİN ÜZERİNE BİR ŞİİR
Koynumda ter, ölü bir yılan gibi soğuk
Sesimin açmasını bekliyorum
Kendinden memnun kuşlarıyla
Bir göğü iki kez uçuyorum
Üzerimde
Karanlık eşyaların göz yaşı
Bildiğin gibi değil
Bu yüzden üç günde bir
Yaşımın tam hesabını çıkarıyorum
Çocukluğum akşam yemeklerinden kalkıyor
Biraz kolları, biraz dize kadar
Daha ilk adımda
İlişsin diye bir trene
Gözümü kapıyorum
Yağmur bir tarla kuşunu kaç yerinden vurur
Diye, saydıkça bütün gece
Bir sözün civarına seriliyordu yataklar
Bir uçtan bir uca
Leylaklar ve kaç duvar sonra bilmem
Bir çayın dönemecinden
Sen geliyordun
YOKLAMADAN YOK ÇIKTIM
?var? la ?yok?un küçük oyunlarından
sözleri bol Allahlı bir asfaltta
yetişkin kuşların yetiştiği buğday tanelerini sayıyorduk
kutu içinde henüz kıyılmış tütün
incirden yok çıkan
?koş? la ?dur? un intihar saydığı
bir tren arifesinde
boş bir maviye sarılmış çocukların yüzlerini sayıyorduk
cam üzerine adımı yazmıştım
günlük tıraşımdan yok çıkan
?kalk? la ?otur? un emir kipinde kör olduğu
parmakların göz oyuğunu dolduran
yeşil bir fidan sabahında
kağıt tabletlere mavi mürekkeple yazılıyordu
?burda? dan yok çıkan
BİR HAYAT BIRAKIYORUM
Bir güneş çeviriyorum uykusuzluğumun üstüne
Canımın istediği gibi
Bir güneş beni doyuracak
Bir güneş
Kendimi ihbar edecek kadar parlak
Gözlerimin oyuğunda
Bir güneş birazdan seni doğuracak
Bir yeşil kesiyorum gözlerinin dalından
Yapraklarında ay tırmanıyor en yukarılara
Beyaz bir ay
Ortadan bölünmüş bir saat gibi
Bir ay kesiyorum
Bir ömür?
Gözlerinin geçip gittiği yerlerden
Yeşil bir ay
Çocukluğum arta kalıyor
Koyacak bir yer bulamıyorum
Yıldızlara fırlatıyorum
Bir hayat bırakıyorum kapının önüne
Şubat 1, 2008 | Yorum YazSEVGİLİMSİN
Sevgilimsin
Bir sigara paketinden çekilen
Bulutlu bir türkü
Bir güvercin uçuşu
Sevgilimsin
Bir istasyon bir gar kadar uzak
Katlanılan bir bilet
Bir başka güne
Sevgilimsin
Çiçek ağızlı kuşların açtığı
Polen bir yağmur
Arıların parmak uçlarında damıttığı
HER SABAH
İnce parmaklarıyla çocuklar salınır cağlardan
Kalemde ter soğur
Sayfalarda apaydın bir uzaklık başlar
Toprak tutar beni ayakta
Ki damarlarıma hayat verir
Ekledikçe güneş beni bir diğer güne
Yeşili kim bilir ne zamandır buraya koymuşlar.
Öylesine açsın diye bir çiçek yanı başına
Yahut gözlerine çekilen yolculuktan
Bir elma dalı çalmışım
Bir kitap sapı
Medyan bir bakışla sokağa karışıyorum
Üstüm başım gözlerinin yeşili
Anlıyorum
Anlıyorum beni bulduklarını bir saat çıngırağında
İKİ YOL
Mavi bir zil çalıyor sonra
Ölümüne bir kumaş çekiyorum derime
Çocuklar taşlarla göğü kırmakta
Derinde damarlarımda iki kalbe açılan
İki uzun yol
Birinden sen gelirsin
Bir istasyonu yüklenmiş gelirsin
Bir bulutu kalçasından tutup
Kuşların önüne attığın o imkânsız provada
İki uzun yol
Birinden çekip gidersin
Bir manzarayı ayaklarına dolamış gidersin
Bir haziranı çekip saçlarından
Temmuz sabahına boğduğun o bıçakla kemik arası
İnce sızıda
Kalışım
Biraz da babama benzemekte
AMENTÜ
Ellerimin üzerinden küçük parmaklar geçiriyorum
Bir köprüden geçer gibi bir arabanın
Şiir olduğunu biliyorum koştuğum sokakların
Kapıların birer dize
Kapı çalmaların unutulduğu
Bir sigara yakarım daha
Gözlerimin küçük semt pazarlarında
Uzar beni bekleten kalabalıklar
Ve ömrümün ilk yarısını terk ederim
Salkımına sarılan bir üzüm gibi
Yahut salıncaktan bulut yapan bir çocuk
Uzanırken bir akarsu gibi bir göğe
Yüzün olduğunu düşünürüm daldığım bütün düşler
Göz kapakların bir dizedir
Kalem tutmaların unutulduğu
Bir şarap sararım daha dudak aralarıma
Topraktan çaldığım amentüler daha
Patlamamış bir elmanın ilk günahı
Sızlanmaya başlıyor işte ateş
İşte ilk ?vur emri? tanrının
Muharip bir insanı doğrulasın çamur
Ve insanlığın kendini doğrulaması çamurla
Ben gözlerine baktığım zaman
Gök, bir yağmurdan dönüyordu.
Yeşil, ilk çekirdeği ilk elmanın daha
Gözlerinde duruyordu.