DİJİTAL İKİ REKLAM ARALIĞI
Boynunuzda külçe tanrılar
Cam pervazlarınıza asılmış bütün dualar
Sevginiz ikindi rüzgârlarını yakıyor, tenimi yakıyor
Bilginiz hepten hepe, hiç nedir bilmezsiniz
Büyük salıncakları var gözünüzün birinden diğerine
Bütün bedeninizde büyüdüm,
Dişlerim bir gül gibi patladı
Kemirdim önüme koyduğunuz domuz kemiklerinizi
Ve her uzvunuzda patladı
Köpekleştiğiniz kadar köpekleşmiş bir adam olarak
Şimdi üzeri kazınmış bir çalgının ilk aşk sahalarında
İşte yenik bir ordu gibiyim
Dizlerimin tam üstünden kanamaya başlıyor bütün hayatım
İlk adımlarımda koştururdu oysa herkes
Şimdi bir saman yaldızı parlıyor kabuk tutmaz dizlerimde
.
Düşlerimin tam üstünden açılmaya başlıyor hayat
Ve okul sıralarında hala esmer bir çocuğum
Yüzüm kendiliğinden açılmış bir defter
Bütün çizgilere parmağımı sokuyorum ilkin
Beyaz bir toz kaplıyor ortalığı
Çiçeğin tahtada beyaz yüzümde siyah olduğu
Okul çağlarında
En çok da adımı yazarken
Büyüdüm
Şimdi dijital iki rakam aralığında açılıyor hayat
İsmimi yazdığım her yerde
Kan kaybediyorum.
MASKEM DÜŞSÜN
Hazırlıksız anahtarlarla açıyoruz kapıları, ellerim kirli bir çocuk
Odalar büyük bir yangından kalmış, hayvanlarda öyle
Öksürük tutmuş kapı aralıklarını, terasta sarışın bir kültür konuşuyor ötekiyle
Rakı şişelerinde küçük gemilere biniyoruz, kadınlar son bakımlarını yapıyorlar
Hançere çırılçıplak uzanıyoruz sözün en başladık yerinde, fotoğraflarda Demirperde hareketleri
Buğday arastalarında savurtulan kuşlar gibiyiz, bütün sorular kimliğine oturmuş
Yığılı önümüze bol ambalajlı reklam saygınlığı, yıldızlar rüzgârda salınan yasak meyveler
Ve sarfiyatsız hayatlar, günahkar olacak kadar güzel
Semt isimlerinden başlıyoruz tanıştırılmaya, yörüngesine oturmuş gemilerden iniyoruz
Hep öykülerinden tanıdık Çehov?un rakam derecesinden insanları, şimdiki zaman salgın zaferlerin narasıyla:
İşte olmadık bir söz dizimi yine
Gelip karınca yükünde gözlerimize
-Ki onlar en güzel çiçeklerin tarhıydı
Maviydi göğe baktığımızda
Yeşildi suya değdikçe ve tunçtu
Soluklandığımızda dingin turuncu bir rüzgâr
Ağladığımızda alev tonunda kırmızı
Güldüğümüzde kapıyı çekip giden yaman özgürlük-
Boz bulanık sulara asılan salkım söğüt
Görmüş bir şarkının orta yerinde
Nasılda çarpıştığını kahramanların
Görmüş bir vakit dağların sırtına asılan bulutları
Zaman zaman kirpiklerine saçak olan bulutları?
Konuşkan bulutların nüfus fazlalığında alıkonmuş berrak bakışlar, cinsellik bütün kentlerde buzdağlarına dağlarına çarpar titan bir çeliğin yeşilinde ve toplumsal yüklemler harcıyoruz, ahmak bir müzikle metropolitan sesler arasında bir devletin plastik askerleri?
Maskem düşsün
Gen fuarında bir iletişim velvelesi?
Irkçı bir sergiye kromozom akıtıyorum
KAÇAK ÇOCUKLAR
.
Garip sabahların saçaklarında durur gözlerin serçelerden daha küçük
Kanat çırpar hapsolduğu maviliğe ve yorumlanır bulut makamında iki söze
.
Nemli merhabalar alırız küçüklerin hızla büyüdüğü oyunlarda
Atlasta bir adam yakarız, kadın ise hep kötüdür
Alışageldik ilk dizesinde durmanın hayatın
Mezarları daha yüksektir bilginlerin çocukluğumdan kaldı fes-imge
Tedirgin bir ahşapta dönerdi öylece dünya
.
Sahipsiz bir kimliğin ilk nişanını takmıştım, övgü dolu yaraları nasırlardır. Sırdır
Sesler işitsek de dönüp bakmayacaktık ve alnımıza düşmüş kokusuyla yaylım iki hatıra.
.
Yaşıyorum yeşil bir tanrının büyük buyruklarında
Ellerimize dokunduk dağıttık pul pul hayatları
Buz beyaz bir yokuşa vardık
Dilimize kaçan bütün metafizik
Ay sinemasında her gün bir oyun oynardık
.
Toprağı terli bir haritada ( ülkem derim vakit ) sokakları tutuşurdu ağzımın bütün yaralarında
Aşkı bir tapınak hilesi bilirdik ve çivit damlardı dilimize
.
Hep birden aldandık itiraftan sayılmaz söz dizimlerinde
Kitaplar dizdik tuğla aralıklarında
Ferman kırıklarını (ki ömrüm bir fermanın mührüdür)
Eğik bitişik bir yazın tam ortasında ( siz yazının deyin )
Kaçak çocuklardım (sizi kendimden hep saydım)
HAZİNE
(1)
Vakit yosun tutmuş kuyuydu gözlerinde
Saklayabildiğimce eğildiğim su gömütleri arasında
Kazınmış bir sarhoşluktu bileklerim
Cilası jiletlenmiş kanlardan geldik
Savaş zamanlarının yanık kuşlu sabahları
Yüzümüzde belirgin bir hazine
Döndük caddelerin günebakan dallarına
Benim ellerim senin gözlerin
Yürüdük
Küçük turuncu yazların
Hoş bulduk sıcaklarında
( 2 )
Yedi kilit duruyor şimdi sakallarım arasında
Sana kapanan yedi kilit
Yüzüm büsbütün pas
DERMEYAN
Gençliğim yeşil bir yaprak üzerine düşmüş hilafsız bir gülüş
Ve kadınlar eşzamanlı bir dekor
Hızla çekilir deniz
Beyaz bir yumak bekler
Gözlerim öylesine bir halk
Daha
Dört baharda kanadım
Eşkinsiz adımlarımı taşımaz bu sokak
Yersiz sevişme zamanlarında.
Ağlamak için işte güzel bir yaz
Ağlamak için peşi sıra güz, kış, bahar
Haydut sözlerin iklimine yaslanmış büyük acılar
Durdurun hastalıklı bileklerimi
İkindi nazarında henüz yenildim
Akşamı terk etmiş kitaplarımı alıyorum
Koynumda hızla büyüyen adımlarımı
Zehir ucu bozulmuş kaç mızrakla geldi
Şimdi burada bekliyorum işte
Ağlamak için güzel bir yaz
Peşi sıra hayat, aşk ve özgürlük
Kimleri alıp geldim ki eski anılardan
Durmaksızın bu imler neden beynime kazınır neon bir çakışmada
Buzdağına saplarken paslı bıçaklarımı
Kırılgan bir kadehe henüz yaslandım
Bakma bu sıvının kesildiği yerde pıhtılaştığına
Ölüme iki kez yenildim
Kanım kırmızı bir zardır dermeyânda
ÖYLEYSE!
Yine arka sokaklarına döndüm kelimenin
Büyük atlaslar açılmış yol ortasına
Meridyenlerden bir kedi yumağı
Hayat öyleyse
Yaban otları solmuş kime ne
Bahçe değil bu yol boyu
Her mevsim telaşı en fazla olandır
Kırlangıç
Mücadele öyleyse
Aşk için abanmışız
Yanardağ ağızlarında uyu
Gölgeni kurut kitap aralarında
Gece olur her yerde
Denizde
Sen öyleyse
Şişeler ile kuşları vardı günlerimizin
Gençtik elimde koruğa dönerdi
Üstümüzdekileri çıkarmıştık
Bir yerde
Durduk
Ölüm öyleyse
HOŞ GELDİN!
.
Gözüme doğru haykırdı deniz, giysileri çıkmış bir akşamdı ve vapurlara doğru düşüyordu boynumdan, saat köstekleri koridor boyunca uzuyordu.
.
Parmaklarım arasına duvarlar örmeden önceydi
Bir şiir almıştım matbaadan
Yapraklarından
Denize kadar yürüdüm
.
Geldiğini işittim, örste dövülmüş bir yazı tavında sıcaktı ve vapurlara döşeniyordu içimden, bir nota uzunca sustu iki nefesim arasında
.
Sularken göğsümü bir gece yarısı
Yangından artma bir alev tası ile
Sesini işittim
Aralık uykularda.
II.
Bilincimi başını yasladığı dağlardan kaldırıp ıslak bir gecenin altına tutuyorum
Kabuk kıran tohum kanıyor dizimin göğe doğru uzayan yanlarında.
Gözlerim yere çakılan iki kalem şimdi sarı yanık bir çocukla koşuyorum
Sözlerim düşüyor kuyruksuz bir uçurtmayla birlikte cebimden
Bir balıkçı göğüne varınca duruyoruz
Zeytin dallarına asılan çocuklar gibiyiz
Önce ünlemlerini alıyoruz cümlelerin
Sonra virgülleri çekip aradan dinleniyoruz güzel bir kelime oyununda.
Sen geliyorsun
Hoş geldin!
III.
Kalabalığı kara bir gecenin içinde
Şarkılarımızda yerimizi gösteren usta bir harita okuyucu
Cebimde ip ustası bir kukla
Parmaklarım fırtınalı bir oyun asırdır
Kalkıp gittim
Kalkıp gittin
Masanın bir ucuna kurulmuş istasyonlardan
Yetişmek üzere terli bir mektup
Sigaralarımız hızla emer mürekkebi
Alnımda silinmiş yazı
Alnında silinmiş yazı
Beklediğim tren geliyor çözdüğüm ilk cümlede
Atları hazır iki gözün sıcağında
Sokaklar bir bir açılıyor.
Hoş geldin.
Söyleşiler
Serin kokulu amentülerle, ağlamaklı duran sigaraların
Bir gece arifesinde söyleşisi
Yıktığım mermerlerden kan akıyordu, merdivenleri boynuna dolanan bir kadın,
Lanet ağzı açılmış bir yontu,
Kusmuğu bol bir tabiatta, çömleğini yakan usta ateşle
Kalabalık bir tanrı üzerine, kalın çizgiler çizildi
Kül, dağılmadan suya
Yazısı masmavi
Peygamberler doldu
Hangi elimde gülsen
Sana bir pencere açıyordum.
Boynu kurdelelerden eğilmiş lambalarla, yeşilini bozan yaprakların
Bir su eskisinde söyleşisi
Gecenin bakırının alındığı bir saatte, masaya konan lavantalara imrenen bir kadın
Kokusu gerdanına sinmiş bir mezar
Hüznü bol bir tabiatta, avcısını bekleyen bir hevesle
Çoğalmış bir siluet üzerine, mimlenmiş bir adam konuldu.
Işık, basmadan bileğimi
Kanı masmavi
Yıldızlar doldu
Hangi elimde bekletsem
Üzerine yağmurlar yağıyordu.
Kipliği ?belki? olan bir adamla, ipeği bol olan kadınların
Bir şiir sinmişliğinde söyleşisi
Caz bir yanılsama ile konuşan adam, ırmakları pergelle akan kadına
Uzaktan oyuncaklar gibi
Baldırında sigara söndüren bir gecede, şöyle diyordu;
?Eşitlik en ilkel isteğimizdir?, re minör dudaklar düştü
Ses, boğarak gırtlağımı
Yüzü masmavi
Ölümler çoğaldı.
Hangi elimi uzatsam
Dar duruyordu bedenimde şarkı
DÜŞ
İnce bir suyun aktığı
Lal bir çağrıdır
Ellerin çok uzaktan Yüzümü gömdüğüm tüm uykulardan
Uyanıp bir bir Ellerini aralıyorum
Açık bir kapıdan
Gıcırdayarak sözlerim
Çırılçıplak bir tütüne sarılıyorum