BENİ SEVMEYE KANATLARIMDAN BAŞLA
Bileğinin üzerinde tuz kristalleri
Ensesinde güneşin son sıcaklığı
Nil nehrinin ne zaman taşacağını
İsa’nın tanrısından önce hesaplayan ay tanrıçası
Sıcak bir afrika gülüşüydü onu gördüğümde
Elleri her sabah bir çölün boğulduğu
Ve gözleri
Memleket denecek kadar güzel
Ey insanlık tarihinin kutsal sureleri
Yalnızlığımı hangi ayetleriniz dindirebilirdi ki
Ey halkım, hangi tanrınız?
Kalemimin yarısı gül kokar
Alnımın yarısında yaseminler
Nergisler ekilidir
Akşamları lale için yaşarım
Tutunurum papatyanın bir yaprağına
Lal olur sevdiğimi söylemem
Asarım kendimi bir ayrıkotunun dalına
Rüzgarın kırmasını beklerim yolları
Işık oyunlarından en çok karanlığı severim
Metruk şehirlerdir yurdum
Dudağımda arsız bir şarkı arasıra
Arasıra gözlerinin feri
Nakşıdır bu hayatın
Bağışla beni!
Aşktan başka bir şeyim yok!
Şiirimin savrukluğunda durursun
Lütfet, sıkı tutun !
Aşktan başka bir şeyim yok!
HİLE
Papatyadan vazgeçtim
Yonca falına bakıyorum
Seviyor
Sevmiyor
Seviyor
SEYREK DİZİLMİŞ BİR HECEYDİ AŞK
Günlerden henüz iğde günleriydi
Belirsiz bir yazın gelişi
Belki de yeşili yutmuş bir baharın gidişi
İki laf edecek kadar çoktuk
İki nar çiçeği kadar uzak
Teni yanık kumlardan sonra
Gözüne bir dağ kestirmiş ( tam zamanında varmaktır gaye )
Güneyin unutulmuş kelimeleri üzerinden
Kanatlarını kalbine kadar çırpan
Dut şarabından tatmaya gelmiş kuşlar
Akrep ve yelkovan çekişmesiydi günlerden
Huysuz bir güneş öncesi
Mayası tutmamış bir ay belki de…
Sarı tütün gibiydi parmak arası sarılan
Göğsümün içi sarı bir tütün gibi
El yazması onca hayattan sonra
Seyrek dizilmiş bir heceydi aşk
Bildiğim kelimelerin üzerinden geçiyorum
Bir çölü parçalıyorum bahçenin bir ucunda
Gök yüzü düştü düşecek
TÜRKÜLER
TÜRKÜLER
Suç mahallinde beni gören tanıklar gibiydi türküler
Ne zaman seni özlediysem
Linç etmek için hepsi beraber üzerime yürüdüler.
Suç mahallinde unuttuğum bir bıçak gibiydi türküler
Uzak uzak seni sevdimse de.
Hep kim olduğumu söyleyecek bıçaktaki o izler
Suç mahallinde kanlar içinde yatan maktul gibiydi türküler
Örtüp üstünü hayatın, konuşmasam da
Bir rüzgârla, bir gülle, bir mevsimle uçuşup durdu beni saran gazeteler
Suç mahallini terk etmeyen katil gibiydi türküler
Firar firar seni sevsem de
Uzamış sakallarım söyleyin! kalabalıklar beni daha ne kadar gizler
BÜTÜN EBELER KÖRDÜR
Bütün ebeler kördür!
Boşlukta bir sarı sallanıyordu
Limon desen değil
Bisikletin üzerinde koşan bir çocuk
Dili daha dondurma üzerinde
Bütün ebeler kördür
Bu yüzden ezerek söyler şarkısını
Düşmeden dağın ardına misket
Değirmi bir yalnızlık
Eli hala bendedir
Bütün ebeler kördür
Çomakla parçalanır çelik taneleri
Gökyüzü çok kuşlu uçurtmalarındır
Herkes çocukluğundan bilir biraz
Sona kalanındır yalnızlık
SEVGİLİMSİN
Sevgilimsin
Akrebini tutup, yelkovanını mahmuzladığım
Buğulu bir saat kadranında
Sevgilimsin,
Kozası mermerden örülü kelebeklerin
Yıkıp bentleri sonsuza uçuşunda
Sevgilimsin
Parmak uçlarında güneş batıran kızların
Irgat kamyonlarında aya dokunuşlarında
Sevgilimsin
Astar haritalar yırtıldığında
Saman yolunda bulduğum bir iğne
GÜL TUTULMASI III
Böyle kavrulduğuna bakma
Mahcup bir güneştir bu
Ne zaman gül tutulması olsa
İmrenerek şiir taşır yazlara
GÜL TUTULMASI II
Yapacak bir şey yoktu
İki uzak mevsimde oturuyorduk
Bu yüzden aramıza bir haziran girse
Gül tutulması oluyordu
GÜL TUTULMASI I
Cümlenin başında kopuveriyor virgül
Oysa soluksuz söylemem lazım
Bir ünlemin göğsümü nasıl vurduğunu
Gül tutulmalarında soru işareti biçiminde
Parmağını kaldırınca çocuklar
ÖN DÜŞLERİM
Ellerimi mücevher kutularından çıkartıp, ki sol yanımda sen vardın
Fazlasıyla kaynamış bir hayatın, sakallarım dahi eriyordu
Dibinden ateşler çaldım, ilk atlarımdı onlar elma dalından
Alnımda is, dolgun bir kayısıdan geriye kalan boşluk
Göğsümde kalabalığı yaz bahçelerin, ön dişlerimin
Mürekkebi yeni dökülmüş